Showing posts with label İntihal. Show all posts
Showing posts with label İntihal. Show all posts

Saturday, May 3, 2008

İntihal çetesi elebaşı Osman Demircan diyor ki : Ögretim Üyelerinin Yaptigi “Intihal Degildir”

http://www.canakkaleyasam.com/article.asp?act=article&ArticleID=4992


Ögretim Üyelerinin Yaptigi “Intihal Degildir”

9/15/2007 12:20:57 PM


Foto - Ögretim Üyelerinin Yaptigi “Intihal Degildir”
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, basin mensuplari ile üniversitedeki Yamaç cafe’de iftar yemeginde bulustu. Rektör Akdemir, son günlerdeki ‘Intihal’ konusu ve Tip Fakültesi ile Devlet Hastanesi isbirligi gibi konulara degindi.
Geçtigimiz günlerde aralarinda Onsekiz Mart Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Dekani Ihsan Yilmaz'in da bulundugu 14 Türk, uluslararasi areneda yayimlanan 65 makalede intihal yapmakla suçlanmisti. Orta Dogu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Dicle Üniversitesi, Mersin Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nden (ÇOMÜ) 14 fizikçi iddialari reddederken elektronik makale arsivi 'arXiv' (arXiv.org) akademisyenlerin yazilarini sitesinden çikartilmisti. Gazetemiz Genel Yayin Yönetmeni Gökhan Kökçak’in üniversite olarak ‘Intihal’ konusunu nasil degerlendirdiklerini ve ne yapacaklari sorusuna Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir söyle bir açiklamada bulundu. Rektör Akdemir, “Bizim Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik bölümümüz üniversitemizin yayin kapasitesinde önemli bir yeri var. Dolayisiyla buradaki arkadaslarimiz anlamli yayinlar gerçeklestirdiler. Biz o konu ile ilgili hemen Baskani olan Osman Demircan’la Etik kuruluna olayi intikal ettirdik. Olay gerçek mi? spekülasyondan ibaret mi? konusunu arastiracaklar. Ne arkadaslari linç edecek ne de koruyacak olan bir kurulumuz var. Objectif bir sekilde arastiracaklar. Inceleme sonuçlarini merkezimize bildirecekler. Gerekli çalismalari yapacagiz. Adi geçen ögretim üyelerimiz daha medyaya yansimadan bu konuda spekülatif konusmalardan bize basvurdular bunlarin incelenmesi için. Etik kurulumuzda incelemeye aldi. Bunlar birer iddiadir” dedi. Öte yandan ÇOMÜ Etik Kurulu Baskani Prof. Dr. Osman Demircan ise meyve veren agacin taslandigini söyledi. Demircan, bunlarin alinti olduguna deginerek, “Fizik bölümünde 5 ayri arastirma grubu var. Farkli arastirma gruplari kendi çalismalarini yürütüyorlar. Anladigimiz kadariyla ODTÜ Fizik bölümünde bir iç çekismeden kaynaklanan sorunu yurt disina tasimislar. Bölüm Baskanligini ve rektörlügü de asarak, bu sorun tüm kamuoyuna duyurulmus. Bilimsel arastirmalarda makale yayimladiginizda orada bölümler oluyor. Önce giris bölümü oluyor. Sonra gözlemler analizler ve sonuç ve tartisma oluyor. Bu makalelerin giris bölümünde yaptiginiz arastirmayla ilgili baskalarinin neler yaptigi özetleniyor. Diger yerlerde de orijinal gözlemleriniz ve analizleriniz bulunuyor. Bu söz konusu suçlama yazilarinda alinti dedikleri iddialar hep giris bölümleri ile ilgili. Giris bölümlerinde gerçekten baskalarinin yaptiklarini özetlemeniz gerekiyor. Baskalarinin yaptiklarini özetlemek için onlardan yararlanacaksiniz. Giris bölümlerinde bu yapilabilir. Tabii uygun biçimde. Bunlar her arastirmaci tarafindan yapilabiliyor. Intihal yapmissiniz diyemezsiniz. Bu geri tepecek. Bu intihal degildir. Yapilmasi gereken bir sey bu. Meyve veren agaci tasliyorlar. Etik kurulu gerçek anlamda bir tarama yapiyor. Bu yönde somut verileri açiklayacak” seklinde konustu. Öte yandan basin mensuplarina Tip Fakültesi ile Devlet Hastanesi arasindaki is birligi yapmasi konusuna da deginen Rektör Akdemir, “Bashekimle görüstügümüz dogrudur. Prensip bir anlasmamiz oldu ama somut olarak bir is birligi yapariz diye bir konusma olmadi. Zira tip fakültesinin yöneticileri ile aralarinda yapilacak bir sey. Ama ben prensip olarak iki saglik ünitesinin iletisim içerisinde olmasindan is birligi yapmasindan mutluluk duyarim. Bazi polikliniklerin ortak kullanimi konusunda önerilerde bulundu bashekim. Bir de bizim ögretim üyelerimizin bazilarinin orada görevlendirmesi önerisinde bulundu. Hastanemiz için alimlarimizi yapiyoruz. Bu yilin sonuna kadar hastanemizi açacagiz” diye konustu.

Thursday, December 13, 2007

Mason Mahfili Ruşen KELEŞ (Y.Ö.K korumasındaki!! intihal profesörü)

http://istanbul.indymedia.org/news/2007/05/188561.php


basılabilir format - bu haberi e-posta ile gönder

Mason Mahfili Ruşen KELEŞ (Y.Ö.K korumasındaki!! intihal profesörü)
gönderen: emre Thursday, May. 17, 2007 at 7:07 PM
emrolli@hotmail.com

Necla Arat bilim hırsızı çıktı İSTANBUL (17.05.2007)- Cumhuriyet mitinglerinin tertip komitesinde yer alan ve CHP'den miletvekili adaylığı kesinleşen Prof. Dr. Necla Arat'ın doçenlik ve doktora tezlerinin intihal olduğu ileri sürüldü. Arat'ın daha önce de profesörlük tezinin bilim hırsızlığı olduğu ortaya çıkmıştı. O bir "bilim" kadını! Darbeci generallerin “silahsız” sözcülerinden biri olan Necla Arat, 1990 öncesinde, profesörlük ünvanı almak için, İÜ Edebiyat Fakültesi'nde bir tez hazırlamış, tezi görüşen kurulda beş üyeden ikisi lehte, ikisi aleyhte, biri de çekimser oy kullanmıştı. Bu durum üzerine bir üst kurul inceleme yapmış; konuyu görüşen bilim kurulunun üyelerinden birinin hazırladığı bir intihal raporu bu süreçte ortaya çıkmıştı. Bu rapora göre: "Ahlak Felsefesi" adını taşıyan tez üç ayrı İngilizce kitaptan tercüme yoluyla derlenerek hazırlanmıştı. Üst kurul, ortaya çıkan bu rapor üzerine 'intihal suçlusu' olduğu gerekçesiyle henüz Doçent olan Necla Arat'ın profesörlük tezini geri çevirmiş, üniversiteyle ilişkisinin de kesilmesini de talep etmişti. Ancak Necla Arat, bu olayla ilgili üniversiteden altı ay uzaklaştırma cezası almış, üst kuruldaki isimler emekli olduktan sonra da yeniden harekete geçip profesör olmayı başarmıştı. YÖK kışlasının yüz akı! 12 Eylül faşist darbesi ile kışlaya dönüştürülen üniversitelerin yüz akı(!) olduğu, gün geçtikçe daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Darbeci generallerin muhtıralarını savunabilecek kadar bilimsel düşünce düşmanı olan, Necla Arat'ın intihal sicilinde yok yok! Necla Arat'ın profesörlük tezi gibi şimdi de doktora ve doçentlik tezlerinin de intihal olduğu ortaya çıktı. Arat'ın "E. Cassirer ve S. K. Langer'de Sembolik Form Olarak Sanat" başlıklı doktora tezi hakkında yapılan incelemede; kitabın büyük bir kısmının Cassirrer ve Langer adlı yazarlardan kaynak belirtilmeden yapılan alıntılarla oluştuğu kaydedildi. Arat'ın "18. Yüzyıl İngiliz Felsefesinde Etik ve Estetik Değerler Arasındaki İlgi Sorunu" isimli doçentlik tezinde de benzer intihaller olduğu belirtildi. Doktora ve doçentlik tezleriyle ilgili intihal iddialarına köşesinde yer veren Ahmet Hakan Coşkun, Arat hakkında "suç duyurusunda bulunduğunu" belirtirken, intihal iddialarının belgelerinin de kendisinde mevcut olduğunu kaydetti. Postal varsa, bilim yok Bilimsel düşünce yerine asker postalını üniversitelerde hakim kılan YÖK kışlasının medarı iftarı diğer profesörlerin de intihal suçları ortaya çıkmıştı. Onlardan biri de eski İÜ Rektörü Prof. Kemal Alemdaroğlu idi. Alemdaroğlu'nun yazdığı 'Laparoskopik Cerrahi' kitabının intihal olduğu Türk Tabipler Birliği'nce tescil edilmişti. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Atalay Arkan'ın Almanya'da çıkmış olan anestezi ile ilgili kitabı intihal ederek Türkçeye çevirdiği, üzerine kendi ismini koyarak yayınladığı tespit edilmişti. 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Ferit Bernay ve arkadaşlarının yazdığı makalenin 'Journal of Pediatric Surgery' adlı derginin Şubat 1989 sayısından kopyalandığı tespit edilmişti. Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ruşen Keleş ve bir öğretim üyesi tarafından yazılan 150 sayfalık 'Çevre Hukukuna Giriş' adlı kitabın Prof. Nükhet Turgut'a ait 'Çevre Hukuku ve Karşılaştırmalı İnceleme' adlı kitaptan intihal edildiği mahkeme kararıyla belgelenmişti.

Necla Arat bilim hırsızı çıktı
İSTANBUL (17.05.2007)- Cumhuriyet mitinglerinin tertip komitesinde yer alan ve CHP'den miletvekili adaylığı kesinleşen Prof. Dr. Necla Arat'ın doçenlik ve doktora tezlerinin intihal olduğu ileri sürüldü. Arat'ın daha önce de profesörlük tezinin bilim hırsızlığı olduğu ortaya çıkmıştı.

O bir "bilim" kadını!

Darbeci generallerin “silahsız” sözcülerinden biri olan Necla Arat, 1990 öncesinde, profesörlük ünvanı almak için, İÜ Edebiyat Fakültesi'nde bir tez hazırlamış, tezi görüşen kurulda beş üyeden ikisi lehte, ikisi aleyhte, biri de çekimser oy kullanmıştı. Bu durum üzerine bir üst kurul inceleme yapmış; konuyu görüşen bilim kurulunun üyelerinden birinin hazırladığı bir intihal raporu bu süreçte ortaya çıkmıştı.

Bu rapora göre: "Ahlak Felsefesi" adını taşıyan tez üç ayrı İngilizce kitaptan tercüme yoluyla derlenerek hazırlanmıştı. Üst kurul, ortaya çıkan bu rapor üzerine 'intihal suçlusu' olduğu gerekçesiyle henüz Doçent olan Necla Arat'ın profesörlük tezini geri çevirmiş, üniversiteyle ilişkisinin de kesilmesini de talep etmişti. Ancak Necla Arat, bu olayla ilgili üniversiteden altı ay uzaklaştırma cezası almış, üst kuruldaki isimler emekli olduktan sonra da yeniden harekete geçip profesör olmayı başarmıştı.

YÖK kışlasının yüz akı!

12 Eylül faşist darbesi ile kışlaya dönüştürülen üniversitelerin yüz akı(!) olduğu, gün geçtikçe daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Darbeci generallerin muhtıralarını savunabilecek kadar bilimsel düşünce düşmanı olan, Necla Arat'ın intihal sicilinde yok yok! Necla Arat'ın profesörlük tezi gibi şimdi de doktora ve doçentlik tezlerinin de intihal olduğu ortaya çıktı.

Arat'ın "E. Cassirer ve S. K. Langer'de Sembolik Form Olarak Sanat" başlıklı doktora tezi hakkında yapılan incelemede; kitabın büyük bir kısmının Cassirrer ve Langer adlı yazarlardan kaynak belirtilmeden yapılan alıntılarla oluştuğu kaydedildi. Arat'ın "18. Yüzyıl İngiliz Felsefesinde Etik ve Estetik Değerler Arasındaki İlgi Sorunu" isimli doçentlik tezinde de benzer intihaller olduğu belirtildi.

Doktora ve doçentlik tezleriyle ilgili intihal iddialarına köşesinde yer veren Ahmet Hakan Coşkun, Arat hakkında "suç duyurusunda bulunduğunu" belirtirken, intihal iddialarının belgelerinin de kendisinde mevcut olduğunu kaydetti.

Postal varsa, bilim yok

Bilimsel düşünce yerine asker postalını üniversitelerde hakim kılan YÖK kışlasının medarı iftarı diğer profesörlerin de intihal suçları ortaya çıkmıştı. Onlardan biri de eski İÜ Rektörü Prof. Kemal Alemdaroğlu idi. Alemdaroğlu'nun yazdığı 'Laparoskopik Cerrahi' kitabının intihal olduğu Türk Tabipler Birliği'nce tescil edilmişti.

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Atalay Arkan'ın Almanya'da çıkmış olan anestezi ile ilgili kitabı intihal ederek Türkçeye çevirdiği, üzerine kendi ismini koyarak yayınladığı tespit edilmişti.

19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Ferit Bernay ve arkadaşlarının yazdığı makalenin 'Journal of Pediatric Surgery' adlı derginin Şubat 1989 sayısından kopyalandığı tespit edilmişti.

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ruşen Keleş ve bir öğretim üyesi tarafından yazılan 150 sayfalık 'Çevre Hukukuna Giriş' adlı kitabın Prof. Nükhet Turgut'a ait 'Çevre Hukuku ve Karşılaştırmalı İnceleme' adlı kitaptan intihal edildiği mahkeme kararıyla belgelenmişti.

yorum ekle


Paçası dizine kadar kıvrılmıştı ruşen kelş'in
gönderen: derya Friday, May. 18, 2007 at 5:06 AM
derya.kuloglu@yahoo.com


Ruşen Keleş Hoca, intihalci-Mason olarak Y.Ö.K.tarafından korunuyor.

yorum ekle


Ruşen Keleş' in KİTAPLARI
gönderen: AYLA Sunday, May. 20, 2007 at 4:29 AM
ayla.demir@yahoo.com




Ruşen Keleş kitaplarını yazmaz . Yazdırtır.Kimlere mi asistanlarına? Bu durum hocanın itibarını zedelemiştir.

yorum ekle


ruşen hoca yılların hocasıdır
gönderen: m.ruşen polat Tuesday, May. 22, 2007 at 8:48 AM
adil_ile_derya_18@hotmail.com 04146528914 meydan mah. hastane cad.

ruşen hoca babamın hocasıdır öyle şeyler yapmaz bende onun şerefli adının taşıyorum o türkiyenin öncü profesörüdür

yorum ekle


hoca dediğin
gönderen: hulki mutlu Saturday, May. 26, 2007 at 3:31 PM
amerotke@hotmail.com

Asistanı kitap yazabilen hoca, hocalrın hocasıdır kardeşim. Ne mutlu o asistanlara...Kendilerine kitap yazmayı öğretmiş.

yorum ekle


hocalarin hocasi RUSEN ise durum KELES !!!
gönderen: remzi.sergun Sunday, May. 27, 2007 at 8:39 AM
remzi.sergun@yahoo.com

KITAPLARINI ASISTANLAR YAZIYORSA NEDEN KENDI ISMINI KITAPLARIN USTUNE YAZIYOR.??


EGER YAZMIYORSA NEDEN ASISTANLARIN UZERINE SUC ATIYOR.NEDEN OKULA UGRAMIYOR. BOYNU BUKUK INSAN KALABALIKLARININ ICINE CIKAMIYOR.

NEDEN NUKHET HOCAYI ONA BUNA SIKAYET EDIYOR?

NEDEN MAHKEME DOSYALARINA ONDAN BUNDAN ALDIGI DILEKCELERI KOYARAK SISKINLIK YARATIYOR...

DAHA SAYALIM MI? BU KISININ SAYGINLIGI!! GERCEK DEGERI ILE ORTUSMUYOR.

YUKARLARA TIRMANMAYA CALISTIKCA POPOSU DAHA COK GORUNUYOR.

HAYATINDA BILIME NE KATKISI OLDU?


SELAM OLSUN RUSEN'E HELAL OLSUN KELES E..YUH OLSUN KELES HAYRANLARINA!!!.

yorum ekle


dogmatık toplumun hocası
gönderen: semra Sunday, May. 27, 2007 at 11:10 AM
s.fer56ter@hotmail.com



Ruşen Keleş tipi toplumun temel özelliği; araştırmayan sorgulamayan ve hisleri ile hareket etmekte ve dogmatık davranışlarıdır

.AKP iktidarın bu toplumda yeşermesi , bizzat AKP nin başarısı değil..işte bu yalakaların(bilim hırsızlarının) katkıları yüzündendir.

Bir çocuk çıkar ve kral çıplak der.. işte herkez bu lafı duymak ister..sonunda da kralın çıplak olduğu anlaşılır.Putlara tapan bir toplumdan modernist toplumun özlemi içinde olan biz aydınlar bu ülkede Ruşen Keleşi putlaştıran bir topluluktan artık iğrenir hale geldik.

Gerçekten...(benim babam da , Ruşen Keleşi hiç sevmezdi ve kendisini cunta kararları doğrultusunda siyasaldaki öğrenci çayhanesini kapattıran bir düzen adamı olduğunu söylerdi...)

yorum ekle


Hocaya saygı
gönderen: Servet Monday, May. 28, 2007 at 6:41 AM

Ruşen Hocam bizlere eğitim yolunda ilk adımı artıran kişidir. Bu şekilde yorumları hiç haketmemiştir. Lütfen Hocama saygıda kusur etmeyelim. Böyle bir hocanın elinde yetiştiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Size minnettarım hocam...

yorum ekle


kesinleşen mahkeme kararı
gönderen: erdinc.koksal@gmail.com Monday, May. 28, 2007 at 7:50 AM


Servet bey çok duygusal yaklaşıyorsunuz! Aynı hassasiyeti neden başbakanlık müsteşarı için göstermediniz?

yorum ekle


RUŞEN KELEŞ
gönderen: ALİ Monday, May. 28, 2007 at 10:49 AM
ali.kırköz@gmail.com



Ruşen keleş hocayı yaratıcı zekaya sahip olmayanbir kişi , ıvır zıvır işlerin adamıdır diye bilirdim.ÖYLE DEĞİL MİYMİŞ? Ali Kırköz

yorum ekle


gazete haberi
gönderen: deligoz Monday, May. 28, 2007 at 12:54 PM
serol.unynx43el@hotmail.com


Tarih: Çrş May 02, 2007 1:41 am Mesaj konusu: Ruşen keleş ve intihal


--------------------------------------------------------------------------------



Yine intihal skandalı: 2 öğretim üyesine 50 milyar ceza
21 aralık 2006 17:14
ı.ü eski rektörü kemal alemdaroğlu'ndan sonra üniversiteler yine bir intihal skandalı ile çalkalanıyor. prof. turgut'un eserinden ihtihal yapan iki öğretim üyesine 50 milyar ceza verildi.

atılım Üniversitesi öğretim üyesi prof. nükhet turgut, Çevre hukuku” kitabından çalıntı yaptıkları gerekçesiyle ruşen keleş ve birol ertan aleyhine 3 yıl önce açtığı davayı kazandı. keleş ve ertan 50’şer milyar lira para cezasına çarptırıldı.

türkiye dünya bilim sıralamasında 25’inci sıraya yükseldi ama “bilimsel hırsızlık” anlamına gelen intihal olaylarının arkası kesilmiyor.

üniversitelerde bilimsel etik tartışmalarını gündeme getiren intihal olaylarına bir yenisi daha eklendi. son intihal olayı, ankara fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi’nde 3 yıl önce açılan davanın sonuçlanmasıyla kesinleşti.

mahkeme, ruşen keleş ve birol ertan’ın yazdığı 150 sayfalık “çevre hukuku’na giriş” adlı kitabın önemli bir bölümünün, atılım üniversitesi’nde görevli çevre hukuku uzmanı prof. dr. nükhet turgut’un “çevre hukuku” adlı kitabından alınma olduğuna karar verdi.

bu suçun karşılığında keleş ve ertan, böyle bir suçu ilk kez işlemiş olmaları gözönünde bulundurularak alt sınırdan cezalandırıldı ve 50’şer milyar liralık ağır para cezasına çarptırıldı.

bu öğretim elemanlarının yüksek lisans ve doktora derslerine girip, bilimsel jürilerde yer almalarının şaşırtıcı olduğunu söyleyen prof. turgut, “ciddi olan; hocaların ilk derslerinde yaptıkları, bilimsel bir çalışma nasıl yapılır, bilimsel dürüstlüğe nasıl uyulur, fikir ve sanat eserleri kanunu’ndaki hükümler nasıl uygulanır, buna göre atıfların nasıl yapıldığı, nasıl muhakeme değerlendirmelerinin yapıldığı bu derslerde gösterilir. o zaman merak ediyorsunuz, böyle alıntıları yapıyor; üstelik hukuk adına ortaya çıkıyorlarsa bu dersleri nasıl veriyorlar?” dedi.

ntv

yorum ekle


KIM KORKAR MASONLARDAN
gönderen: umit sayin Monday, May. 28, 2007 at 2:26 PM
umitsayin@gmail.com

KİM KORKAR MASONLARDAN
Doc. Dr. Ümit Sayın
umitsayin@gmail.com

KİM KORKAR MASONLARDAN:GELİN VURUN HADİ!


ok uzun süredir bu sitelerde masonlarla ilgili bazı yayınlar yapılıyor, yazılar yazılıyor. Bir çok mitler yaratılıyor. Masonik gizli örgütlenmeleri 1989 yılından beri araştırıyorum [1]. Bu konuda bildiklerimin çoğunu henüz yayınlamadım. Şu dönemde ağır saldırılar altındayım, Şeriatçı odaklardan veya başka yapılardan ölüm tehditleri bile alıyorum. Tüm hukuk sistemini ve bazı savcıları üzerime salmış durumdalar. Ama emperyalime karşı, bağımsız Türkiye ve Türkler için mücadelem ölünceye dek sürecektir. Masonlar ve masonik gizli örgütler hakkında yaratılan dev mitlere ve efsanelere pek çok insan inanıyor. Bu masonların ve masonik gizli örgütlerin de işine geliyor. Sanıldıkları kadar güçlü değiller ama fanatik olarak bir insanla da uğraşabilirler. Masonların benim yaşantıma inanılmaz zararları olduğunu söyleyebilirim. İki kez üniversiteden atılma teşebbüsünün altında masonların beni akademik sistemden tasviye etme girişimleri yadsınamaz.

Ama sandığınız kadar da güçlü değiller! Öncelikle şunu biliniz ki, Mavi localara girenlerin % 30′u masonluktan ayrılır ve bir daha masonlukla uğraşmaz, aksine çoğu onlara karşıdır. Geri kalanların % 40′ı da sadece çıkar ilişkileri ve sosyal ortam için masonluğa girer: Geri kalan % 30, Kırmızı localara devam eder ve Skoç ritinde yükselerek, daha sonra tehlikeli diğer yan mason örgütlere geçer! ‘Masonluktan çıkılmaz miti bir yalandır’, masonlukta böyle bir beyin yıkama mekanizması yoktur; Masonluktan çıkılır!

Masonlar onların sistemini eleştirdiğim, Yahudiliğin dünya hakimiyetini kabul etmediğim, ve onlara karşı Türkçülüğü, Atatürk Milliyetçiliğini savunduğum için yaşantım boyunca çok zarar verdiler bana, aşağıda yazacaklarımın gelişmesinde büyük ölçüde payları olduğunu kabul etmek zorundayım (aşağıdaki isimler, locaları ve belgeleriyle bir süre sonra yayınlanabilir):

1) 1993′te Diyarbarkır’a sürüldüm. İşsiz ve maaşsız kalıverdim. Üniversiteden uzaklaştırdılar. Ben de çareyi Türkiye’yi terketmekte ve ABD’ye gitmekte buldum. Bu aşamada mason İ.T. , O.A., C.D., S. B., T.A. nın ve V.Ö.’nün aktif etkilerini unutmam mümkün değildir.

2) 2002′de tekrar Türkiye’ye geldim, geldiğimin altıncı ayında, o zaman Skoç Riti ve 28. derecedeki üstadı muhterem E. C., S. E. ve E.E. tarafından uyarıldım. Üniversitede uslu durmam önerildi. Masonlar aleyhine hiç bir yazı yazmamam söylendi. 2003 Şubatı’ında Teori Dergisinde onları eleştiren ‘Dünyayı Yöneten Masonik Gizli Güçler’ başlıklı bir makale yazdım. Daha sonraki televizyon programlarımdan çok rahatsız olduklarını, onlara Ulusal Kanalda yapmış olduğum ‘Gizli Örgütlerle İlgili’ bir programı izlettirdiğim K. Lion grubundaki konferansta ifade ettiler defalarca, bazıları toplantıyı terketti.

3) 2003′te , hem masonlar, hem şeriatçı örgütler tarafından defalarca uyarıldım, tehtid edildim (kim kimin uzantısı belli değildi!). Masonik güçler mütareke basının kullanarak beni İBDA-C gibi örgütlerin önüne bir yem gibi koydular [2]. Bir çok ölüm tehditi aldım, halen alıyorum. 3 kere fiziki saldırıya uğradım, dizim bir süre sakat kaldı.

4) 2004′te , bir başbakana rüyasında gördüğü şeyhi anlatan ve mektuplar yazan Skoç Ritinin üyesi 32. derecedeki R.K. beni ve bir arkadaşımı uyararak Kemal Alemdaroğlu yönetiminin bitiminde Üniversiteden atılacağımı, masonlarla uğraşmamamı söyledi (bu diyaloğun üstelik şahidi de var)! Kemal Alemdaroğlu yönetimi bir operasyonla yok edildikten bir süre sonra, bir çok bahaneler bulunup evime polis baskını yapılmaya başlandı. Bundan bir aşama sonra kaderimin Necip Hablemitoğlu ile aynı olacağını bilmeme rağmen mücadeleyi sürdürdüm. Beni koruması gereken ve bu tehtidleri bilen polis, benden bilgi aldıktan sonra, bilgisayarlarıma el koyuyordu.

5) Bu saldırılarla paralel olarak Evrim Teorisi hakkında yazdığım yazılar nedeniyle bir vakıf bana ve öğretim üyesi dostlarıma saldırmaya başladı (1998-2006 arasında). Bu kişiler bizlere bir sürü tazminat davası açtılar, savcılıklara şikayet ettiler ve sahte suçlar uydurdular. Var olmayan web sitelerinin içindeki olmayan ve bizim yazmadığımız yazılar nedeniyle soruşturmalar geçirdik. Savcılar ve hakimler bu mantık dışı belgeleri ciddiye aldı.

6) Ağustos 2005′te uydurma bir nedenle evime polis baskını yapıldı, 11 Eylül 2001 saldırısını deşifre ettikten 5 ay sonra bilgisayarlarıma el kondu, hakkımda hakaret nedeniyle 2 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı!

7) Temmuz 2006′da terörizm, bölücülük ve yüz kızartıcı suçtan (böyle bir suçum olmadığı halde bir Engizisyon Soruşturmasında CADI ilan edildim! O soruşturma metnini zamanı gelince heryerde yayınlayacağım!) Üniversiteden tekrar atılarak, tüm Kamu Yönetiminden uzaklaştırılmak istedim. YÖK bu talebi delil yetersizliği nedeniyle reddetti. Öğrendim ki bu işleri yapan kişilerin başındaki kişi, üniversitede güç kazanabilmek için daha yeni mason olmuştu.

Ekim 2006′da Üst düzey masonlar veya diğer yöneticiler bu dönem boyunca sürekli uyardılar, son olarak da işyerindeki odama gelen 30. derecedeki mason Prof. İ.T. yine yukarıdan haberler getirmiş, beni araştırma işini üstlenmişti. Benim sonumun gelmesinden hepsi büyük bir mutluluk duyacaklardı, belliydi! Bu arada yine mason olan Doç. G.O. bir Adli Kurumdaki önemli bir raporda deontoloji ilkelerini ihlal ederek benimle ilgili ciddi sorunlar çıkarıyordu.

Bu sitede, Mason olmadığı halde Prof. Kemal Alemdaroğlu’na mason diyen, şu kritik dönemlerde Alemdaroğlu’na saldıran kişilere gereken cevaplar verilecek, tüm yanıtlar burada ve diğer köşe yazdığım sitelerde yayınlanacaktır. Özellikle Prof. Kemal Alemdaroğlu’na SAHTE BİR İNTİAL soruşturması ve cezası veren ama PKK sempatizanlarıyla, DHPK-C ve DEV-YOL militanlarıyla ile bir zaman bağlantı kurmuş, Türk Silahlı Kuvvetlerini işkenceci göstermek isteyen, Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhinde bir çok Avrupa Birliği projesi alan Profesörler hakkındaki bilgilerin de yayınlanması yakındır!

Onlar ki, Uğur Mumcu’nun katil zanlısına, hastayı görmeden, sahte ‘Posttravmatik Stres Bozukluğu Sendromu ve işkence görmüştür’ raporları vererek, Sadettin Tantan’ın yürüttüğü UMUT operasyonunu bloke etmişler, katillerin serbest bırakılmasına ve kaçmasına neden olmuşlardır. Uğur Mumcu’nun dosyasını da tekrar açacağız, tüm Uğur Mumcu dostlarından ve ailesinden destek bekliyoruz

Onlar ki, şeriatçı bir çetenin üyelerini kurtarmak için polislere ‘ işkence yapmıştır’ raporları vermişlerdir..

Onlar ki, Türkiye’de bulunan bir çok toplu mezarın Ermeni mezarı olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

Onlar ki, yurtdışında katıldıkları kongrelerde Ermeni, Helen, Rum Pontus, Kürt, Süryani, Yunan soykırımı yaptığımızı iddia etmektedirler. Yeni Ceza Kanununda soykırım toprak talebini de getirmektedir!

Onlar ki, Türkiye’yi parçalamayı amaçlamaktadırlar!

Onlar ki, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Türk Polisini işkenceci göstermek istemektedirler.

Onlar ki, PKK ile uzlaşmak ve ‘ Ovada Siyaset Yapmak’ için Aydınlar Dilekçesi hazırlamışlar ve ona imza koymuşlardır.

Onlar ki, Üniversitelerdeki etnik örgütlenmeyi desteklemektedirler.

Onlar ki, Şemdinli’deki kitapçıya gidip, PKK’yı destekleyerek çiçek koymuşlardır.

Onlar ki, bir kısmı benim üniversiteden atılmamdan büyük mutluluk duyacaklardır.

Acaba sadece masonlar mıydı benden rahatsızlık duyan?

Tabii ki hayır, ama benden ve yapmakta olduğum deşifrasyonlardan rahatsızlık duyan emperyal odaklarla ve yabancı derin odaklarla bağlantılı kişiler ve masonik gizli örgütler, beni üniversiteden atıp, beşparasız bırakıp, hapislere attırıp, hayatımı zehir ettikten sonra, beynime sevgili Necip’e yaptıkları gibi bir kurşun sıkmaktan büyük zevk duyacaklardı!

Şunu unutmasınlar ! Ben ya da biz, yokedilsek bile, Peşimize taktıkları hukuk sisteminin elemanları, tetikçileri, katilleri, ülkeye ihanet edenler bu ülke Atatürkçü, Milliyetçi ve Türkçü çizgiye geldiğinde bir bir hesap vereceklerdir! Bugün Kubilay’ın kafasını kesenlerin torunları çok üst mevkilerde olabilirler, ama bilmelidirler ki, içimizde daha ne Mustafa Kemaller, ne Kubilaylar mevcuttur. O Mustafa Kemal’in sessiz askerleri sizin bir gün darağacınızı kuracaklardır!

Evet Masonlar Size Sesleniyorum!

Evet Masonların attığı kemiklerle beslenen omurgasız yumuşakçalar, sürüngenler size sesleniyorum!

Evet, Küresel Elitin ve Emperyalizmin uşağı olan Şeriatçı sözde müslümanlar size sesleniyorum!

Evet! Yabancı Derin Devletlerin yerli işbirlikçisi hamamböcekleri size sesleniyorum!

Evet! Kafkesk Ortaçağ Mahkemelerinin soruşturmacı zangoçları size sesleniyorum!

Evet! Engizisyonun Para-fesörleri size sesleniyorum!

Buyrun, Atın beni üniversiteden!

Kurduğunuz entrikalarla, buyrun atın beni hapislere!

Buyrun, Atın beni uydurduğunuz Ortaçağ Engizisyon nedenlerinizle, kurun cadı ateşlerinizi! Kaynatın entrika dolu Cadı Kazanlarınızı!

Buyrun, Gelin beynime bir kurşun sıkın sonunda! Uğur Mumcu’ya, Necip Hablemitoğlu’na, İhsan Güven’e yaptığınız gibi!

Unutmayın ki, Tüm Ulus Uyanıyor ve Zamanınız daralıyor!

Unutmayın ki, artık süreniz pek fazla kalmıyor!

Unutmayın ki, artık o kazanlar sizin için kaynamaya başlıyor!

Unutmayın ki, Cehennem, sizin için daha yeni başlıyor!


yorum ekle


yalakalar ve cifte standartli koministler
gönderen: ERAY BUYUKVELI Wednesday, May. 30, 2007 at 10:23 AM
eray.gorzilya@mynet.com



Kesinlesmis bir yargi karari hakkinda kraldan cok kirilcilik yapmak da buna denir herhalde.Utanmazlar simdi hocalarini savunuyorlar.Efendi efendi .....ulke hukuk devleti..kararlara saygili olunuz..yoksa rusen keles hocaniz size hukuka saygili olmayi ogretmedi mi? Yoksa siz rejim dusmani seriat devletini mi savunuyorsunuz...Yoksam hukuka karsi kursunmu sikiyorsunuz?

yorum ekle


AKPİLE Y.RUŞEN KELEŞ"İ AYNI KEFEYE KOYUYORSUNUZ
gönderen: s.seren Thursday, May. 31, 2007 at 11:51 AM
s.seren@kemalist.og




"Hukuk devletinde kesilen parmak acımaz" .

Ruşen hocanın cezası kesinleşmiştir.Şimdi kalkıpta Hocayı savunanlar acaba Tayyıp Erdoğan ın düştüğü hatayı işlemiyorlar mı? el insaf be ..kardeşim.Lütfen biraz yargı kararlarına saygılı olalım. Boş nutuklar ve anlamsız taziyelerde bulunmayalım.

Kısacası, yalakalık yapmayalım.Ruşen Keleş hocanın kuyruğu kesilmiştir...Allah daha büyük acılar göstermesin diyelim. SERDAR

yorum ekle


topunun kokune kibrit suyu
gönderen: asthma Thursday, May. 31, 2007 at 2:18 PM

arkadaslar birakin rusen hocayi intihali onu bunu da haykirin:

gerici-faşist-sömürgeci devletin köküne özgürlük dinamitleri konmayip, acik zihinler acik havayla bogusmadikca ne dusunce vardir ne de savas.

rusen hoca ya da bir baskasi mesele midir yani, rusen hoca harbi hoca olsa memleketteki universite kurumunun neyi degisecek.

hepsi kose tutucu, onun bunun adamina kadro veren, parlak ogrencileri sevmeyen, muhalifleri dislayan bir rejim. MGK neyse universite de o.

kaldı ki ne universitesi, daha ilkokullardan basliyo capulculuk.

bize lazim hocalari tanimak istiyorsak oguz atayin eylembilimi'ni okuyalim.

yorum ekle


incir ağacı
gönderen: ercanak Wednesday, Jun. 13, 2007 at 10:32 PM
ercanak@yahoo.com.fr



Solcu görünüp faşit olanlar , bizdeki ülkücüleri bile "sol"larlar.şte bu akımın önde gidenlerinden biriydi.Hatta kendi üniversitesinden ve çalışma arkadaşları tarafından bile dışlandı.Hepsinin dibine incir ağacı.. diyorum.

yorum ekle


ÜNİVERSİTE
gönderen: CEYHUN Saturday, Jun. 23, 2007 at 4:12 AM
ceyhun.yilmaz@yahoo.com




Ruşen Keleş hoca şu sıralar eski kitaplarının sadece kapaklarını allayıp pullayıp piyasaya yeniden sürüyor.Arkadaşları bu duruma o kadar üzülmüş olacaklar ki, kendisinin adına bir kitap çalışması içine girmişler.Günceli yakalamayan ,yaratıcı vizyonu olmayan yetersiz akademisyenler için bu durum hep aynı.Birbirlerine destek olmak!!

yorum ekle


bir analiz
gönderen: demirata Saturday, Jun. 23, 2007 at 11:58 PM
demirarta@gmail.com



Son yıllarda hızla artan kapkaç olaylarının nedenleri ve sonuçları üzerine tartışıyor ve çözüm önerileri arıyoruz. Kimimiz olayları basit bir çete olgusu çerçevesinde ortaya koyarken, kimimiz gelir dağılımı bozukluğu ekonomik sorunlarla açıklıyoruz kimimiz ise olaya sosyolojik gerekçelerle yaklaşırken bazıları da sıradan ve sık kullanılan tabiriyle “ Münferit” olaylarmış gibi yaklaşıyor.

Son haftanın kamuoyunda yoğun bir şeklide tartışılan konularından biriside , Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer’in Yardımcı Doç. Yahya Fidan ile 1996 yılında birlikte yazdığı ‘İşletme Yönetimi’ adlı kitapta ‘intihal’ (aşırma) yaptıkları üniversite kararlarıyla kesinleşmesi ve bu durumun ortaya çıkması sonucunda Ömer Dinçer’in istifasının istenmesiydi.

İki olay arasındaki temel benzerlik “aşırma” eylemidir. İntihal (Aşırma) olarak bilinen durum bir anlamda “Bilimsel Kapkaççılık” olarak da ifade edilebilir.Buzdağının görünen yüzüne yansıyan bu tür olaylar ile medya aracılığı ile kamuoyunun zaman zaman haberi olmaktadır. Bu nedenle konu ülkemiz açısından çok da yabancı olduğumuz bir konu değildir. Bugüne kadar pek çok bilinen isim hakkında bu tür iddialar ortaya konulmuştur. Kısaca anımsatır isek bunların başlıcaları şunlardır.;

Prof.Dr.İhsan Doğramacı; Dr.Spock’un “Çocuk Bakımı ve eğitimi” adlı Kitabından kaynak belirtmeden yoğun alıntılarla “ Annenin Kitabı” adlı eseri yazdığı iddiası,
Dr. Yalçın Akdoğan., Dr. Bekir Berat Özipek'in, ‘Muhafazakarlık/Akıl, Toplum, Siyaset’ Tezinden Muhafazakarlık bölümünü ‘Muhafazakar Demokrasi’ Adlı eserinde kullanması iddiası
Fettullah Gülen’in “Buhranlar Anaforunda İnsan” adlı kitabının Şemsettin Günaltay’ın 1915 yılında yayınlanan “Zulmetten Nura” kitabından alınması
Can Dündar’ın Salih Bozok’un anılarını “Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor” adıyla yayınlaması
Prof.Dr.Kemal Alemdaroğlu’nun “Laparoskopik Cerrahi adlı kitabı, “New Developments in Laparoscopy” adlı İngilizce kitaptan alması iddiası,
Ruşen Keleş ve Birol Ertan’ın “Çevre Hukuku’na Giriş” kitabının Prof. Dr. Nükhet Turgut’un “Çevre Hukuku” adlı kitaptan alındığı iddiası
Prof. Dr. Uğur Kandilci, Dr. Burçak Kayhan ve Dr. Zeynep Akı’nın Walter R. Thayer ve Vikas Chitnavis(1994)’e ait ‘‘The Case for an Infectious Etiology’’ Makalesini ‘‘İnflamatuvar Barsak Hastalıkları Etyolojisinde İnfeksiyonun Yeri’’ adıyla yayınladıkları iddiası;


Burada iddiası sözcüğünü özellikle kullanmamın nedeni bunların hepsinin yasal sürecinin sonuçlarını bilmemedir. Ancak bunlardan bazıları mahkeme veya ilgili kurumların kararıyla sabit bulunmuştur.

Toplumsal Yozlaşmanın yaygınlaştığı durumlarda toplumu oluşturan tüm kurum ve kuruluşlar bundan payını alırlar. O nedenle soruna bütüncül yaklaşıldığında yaşadığınız toplum daki yozlaşmadan sanat, spor, medya ne kadar payını almış ise bilim dünyası da bundan payını almıştır. Toplum vergi kaçıranı “Rasyonel”, “ Akıllı” birey, İş takipcisini” iş Bitiren faydalı adam” “Mafyayı” özenilecek meslek, adaletin özelleştirilmesi gibi algılayarak değerlerde deformasyon yaratırken bundan etkilenerek bilimsel aşamalarını hızlı yoldan geçmek isteyen kişilerinde “ Bilimsel Kapkaççılık” Yapmasını da yadırgamayacak duruma geldiğini görüyoruz. Ö.Dinçer olayı bazılarınca o kadar yadırgamıyor ki , o iş ayrı şimdiki işi ayrı gözüyle bakabiliyorlar. Bu tür iddialar bazen de kurumların kendi iç bünyelerinde eş, dost ilişkileri çerçevesinde kapatılarak görmemezlikten geliniyor. Doktoru, Avukatı, Gazetecisi, Bilim Adamı, Polisi, Hakimi, hemen her meslek dalı kendi içinde değer yargılarını öne çıkaracak düzenlemeleri tam ve etkin yapamaz duruma düşüyor. Bir takım ilişkiler , beklentiler, çıkarlar zinciri, korumacılık, taraf olma duygusuyla birleşip adeta toplumdaki değer erozyonun yozlaşmasıyla birleşerek kartopu etkisi yaratarak toplumsal bünyenin her yanına bulaşıyor.

Toplumsal Değişimi gerçekleştirmenin yolu Hukuk Düzenini etkin kılmak, Etik değerleri yaşamda üstün tutmaktan geçiyor. Bunlar ekonomik güdüler altında ezilirken gerçekleştirilen değişimin, yaratılan refahın doğru ve adil olacağını düşünmekte çok zorlanıyorum.

Bu konunun Bilimsel yaşama yansımasını anlatmayı çok daha iyi düzeyde yapan birisi olduğu için bende bu bölümde Hüseyin Batuhan’ın "Bilim ve Şarlatanlık" adlı kitabından alıntıları aktarmak istiyorum.

Birinci konumuz şarlatanlık; Günlük dilde "şarlatan" denince bir şey bilmediği halde bildiğini iddia eden, üstelik uzman kişilerin uyarı ve eleştirilerine rağmen iddiasında ayak direten, hatta bazen onları "bilgisizlik" ve doğmacılıkla suçlayan kişi anlaşılır. Yoksa hepimiz bazen yanlış iddialarla ortaya çıkarız, hatta etrafımızda onları doğru sanıp kabul eden insanlar buluruz.Ancak karşımıza iddiamızın yanlış olduğunu çok güçlü belgelerle kanıtlayan biri çıktığında eğer çok dogmatik kafa yapısında değilsek ve biraz da alçak gönüllü isek iddiamızdan vazgeçeriz. Hele uzmanı olmadığımız bir konuda ukalalık etmeye pek kalkışmayız. Şarlatan ise hem uzmanı olmadığı konularda fikir yürütür, teoriler ortaya atar hem de bütün bilim dünyasını karşısına alma pahasına da olsa bu fikir ve teorilerin doğru olduğu iddiasından vazgeçmeye yanaşmaz. Zira onların doğruluğundan kesin olarak emindir, hatta bu nedenle karşısındakilerin bu kadar açık seçik bir doğruyu nasıl olup da göremediklerine şaşar. Şaşmayla kalsa gene iyi, bu körlüğü onların sadece bilgisiz veya akılsız olmalarına değil, çekemezlik, doğmacılık ve de çıkarcılık gibi aşağılık motiflere yorar. Bu anlamda şarlatan hem suçludur hem de güçlü.

Yeni fikirler ortaya atan bilim adamı bu fikrini bilim topluluğunun çoğunluğunu tatmin edecek derecede belgelemekle yükümlüdür, dolayısıyla bu yükümlülükten kaçan bilim adamı bu ada layık değildir. Şarlatanın tutum ve davranışı ise bütünüyle farklıdır. Nereden estiyse kafasını yeni bir fikre kaptırmıştır. Bu fikirle yerleşmiş bilimsel görüşlere tümüyle ters düşüyormuş veya elinde onun doğruluğunu kanıtlayacak belgeler yokmuş, ona vız gelir, zira kendi fikrinin doğruluğundan kesinlikle emindir. Bu da onun için yeterlidir. Bunların doğruluğundan şüphe etmeyi aklından geçirmediği için, bir eleştiri veya itirazla karşılaştığı zaman bunu önce hayretle karşılar, sonra hemen itiraz edenleri cahillik, akılsızlık veya düpedüz çıkarcılıkla suçlayarak karşı saldırıya geçerler.

Kalpazanlar nasıl devletin bastığı paraları taklit ederek piyasaya sürüyorlarsa, bilim kalpazanları da çeşitli türden sahte bilgileri bilim piyasasına sürüyorlar. Buradaki suçun pek çok derecesi vardır, bir başkasına ait fikri veya buluşu kendine mal etmekten tutunuz, hiç yapılmamış deneyi yapılmış gibi göstermeye varıncaya kadar değişik yol ve biçimleri vardır.

Şarlatanlar genellikle tek başlarına çalışırlar, dolayısıyla başkalarıyla işbirliği yapmaktan kaçınırlar, başkalarından öğrenecekleri bir şey yoktur ama herkese öğretecekleri çok şey vardır. Modern şarlatana sorarsanız, onu bu yalnızlığa iten "yerleşmiş bilim gruplarının yeni fikirlere karşı olan önyargılı tutumudur"Şarlatan mantıkta argumentum and hominem dediğimiz (bizde buna işi şahsiyata dökmek deniliyor) bu tür sataşma ve suçlamalarla da yetinmeyerek bazen işe bir komplo teorisi karıştırılır. Buna göre kendisini eleştirenler sadece doğmacı ve bağnaz olduklarından değil, düpedüz çıkarları tehlikeye düştüğünden dolayı kendine kara çalarak onu halkın gözünden düşürmeye çalışmaktadır.

"Megolomani" belirtileri nedense insana gülünç gelir, "Paranoia" belirtileri ise daha çok trajik bir hava yaratır. Bu nedenle olsa gerek, şarlatanlar Traji-komik figürlerdir. Şarlatanların gülünç görülmesi, sergiledikleri megolomani belirtilerinin gerçekten büyük bilim adamlarında rastladığımız alçakgönüllülükle tam bir aykırılık oluşturmasından kaynaklanıyor.

Özetlemek gerekirse, şarlatan temelsiz, yanlış hatta bazen tutarsız fikirlerinin gürültülü bir şekilde reklamını yaparak bilgi piyasasında hiçte hakketmediği bir yere yerleşmeye çalışan, kendisi hiç bir eleştiriye katlanmadığı halde, kendisini eleştirenleri cahillik, bağnazlık ve önyargılı olmakla suçlayarak "hem suçlu hem güçlü" pozuna bürünen, hatta bazen katılaşmış doğmalarla savaşan bir kahraman tavrı takınan bir "megoloman paranoyak"dır. Elbet her şarlatanın bu hastalıklarla aynı derecede malul olduğu söylenemez. Ancak akıllarından bir zorları olduğu bence yadsınamaz.



Batuhan’ın kitabının bilim dünyasına adım atmak isteyen ve içinde bulunan herkesin başucunda bulundurması gerektiğine inanıyorum. Yukarıdaki tespitlerin çok ötesinde örnekleri okumak isteyen tüm okuyucularımıza öneriyorum. Son Söz olarak; Vatandaşlarımız, kurumlarımız, sonra toplumun bütünü şarlatanlar ve Bilim adamları arasındaki farkı net olarak ortaya koyabildikleri ölçüde gelişmenin ve üretmenin önündeki engelleri kaldırırlar düşüncesindeyim.

Başını Kuma gömenler sadece kumu görmezler; görünürlerde....

Saygılarımla










yorum ekle


KİAP
gönderen: DEMİRTAS Monday, Jul. 02, 2007 at 4:01 AM
demirtas.yilmaz@gmail.com

Ciltli Telefon rehberi türünden kitapların intihal vakalarından sayılması çok ilginç...

yorum ekle


hulki mutlu
gönderen: deniz Tuesday, Jul. 03, 2007 at 10:17 AM
drsimpson@yahoo.com



"Hulki mutlu" yukarıdaki yorumunu ben şu şekilde yorumluyorum.Hulki mutlu sürü psikolojisi içinde yaşamaya alışmış mutlu bir vatandaşımızdır.Hal böyle olunca ne Ruşeni nede Hulkiyi mutsuz etmeye gerek yoktur.Birisi çoban birisi koyun. Böyle bayırın içine...inekler etisin.

yorum ekle


ruşen hoca türkiyenin sayılı hocalarından akp ruşen hocamız
gönderen: hocayı karalamak istemekteler Saturday, Aug. 11, 2007 at 11:50 AM
rusen_wear@hotmail.com 04146528833 meydan mahallesi akasya sokak hastane caddesı no 4 urfa birecik

hocayı karalayan insanlar var hoca cumhuriyetci diye karalıyorlar ben hocanın yetiştirdiği insanlardan birinin oğluyum karalayanlar utansın

yorum ekle


inanmadım
gönderen: berkay Friday, Aug. 17, 2007 at 3:07 PM
berkay.dalmaz@yahoo.com.tr


Aşağıdaki hocanın açıklaması hiç inandırıcı gelmedi bana..mesele cumhuriyetçiliğe sığınmak değil...ahlak ve bilim etiğine sahip çıkabilmekten geçiyor. Bu konuda bir yargı kararı var ve biz cumhuriyetcilerin temel erdemi yargı kararlarına saygı duymamızdan geçiyor.

Hukukun kestiği parmak acımaz.Saygılar. Berkay




İntihal suçlamasına ilişkin cevap ve düzeltme metni


4 Ocak 2005 07:46 »»

Aşağıdaki haberde bahsi geçen NTV kaynaklı haber 21.12.2004 tarihinde sitemizde de yer almıştır. Bu nedenle gönderilen söz konusu cevap ve düzeltme yazısını aynen yayımlıyoruz.

CEVAP VE DÜZELTME YAZISIDIR.


Ulusal yayın yapan NTV Televizyonu’nda 21.12.2004 tarihinde, “Güne Başlarken” adlı haber programında, saat 08:43’te yayınlanan karalayıcı haberde, Sayın Nükhet Turgut’un müvekkillerimiz hakkındaki karalayıcı ve kötüleyici açıklamalarına yer verilmiş, kesinleşmemiş olan bir yargı kararına atıfla müvekkillerimiz bilimsel hırsızlık yapmakla suçlanmıştır.

Müvekkillerimizce, hiçbir şekilde Nükhet Turgut’un kitabından “intihal” yapılmamıştır ve haberde yer alan iddialar gerçeklere aykırıdır. Müvekkillerimiz “Çevre Hukukuna Giriş” isimli eserlerinde, ne Nükhet Turgut’un, ne de bir başka yazarın kitabından hiçbir biçimde akademik atıf kurallarına aykırı olabilecek tek bir alıntı dahi yapmamışlardır.

Türkiye’nin saygın bilim adamlarından biri olan Ruşen Keleş ile başarılı bir akademisyen olan Birol Ertan hakkında yayımlanan bu karalayıcı haberin hiçbir araştırma yapılmadan, sadece Nükhet Turgut’un tek yanlı ve yanıltıcı beyanlarına itibarla hazırlandığı ve bu haberle başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38. maddesi olmak üzere, 3984 sayılı Kanunun 4/ ı ve k maddelerini ihlal edildiği her türlü şüpheden uzaktır. Nükhet Turgut tarafından açılan bir davada, henüz kesinleşmemiş olan bir karara atıfla haber yayımlanmasının, yayıncılık ciddiyetiyle bağdaştırılması mümkün değildir.

İlgililerine karşı her türlü talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla, işbu tekzip yazısının 3984 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca televizyonunuzda yayınlanmasının istenmesi zorunlu olmuştur.

Prof. Dr. Ruşen KELEŞ ve Yard. Doç. Dr. Birol ERTAN
adına vekaleten

Av. Dr. Yahya K. ZABUNOĞLU Av. Metin KAYAÇAĞLAYAN

yorum ekle


RUŞEN KARDEŞ
gönderen: ALİ Sunday, Aug. 19, 2007 at 4:42 AM
ali_conker@yahoo.com



işinize geldi mi hukukun üstünlüğü,hukuk devleti
işinize gelmedi mi..yargı kararalarına küfür etmek....bırakın bu çamura yatmaları ve madur oyunlarını ..Yargı kararını vermiştir.


Siz cumhuriyetci iseniz ben değilim.kardeşim.Kesilen kuyruk acımaz.

yorum ekle


Bilimsellik
gönderen: erman Friday, Aug. 31, 2007 at 10:22 AM
erman.isik@yahoo.com

Ruşen hocanın (keleş) yayınlanmış bir tek bilimsel eseri yoktur.

yorum ekle


TOTOLOJİK YIKIM
gönderen: DERYO Sunday, Sep. 02, 2007 at 1:10 AM
der231@yahoo.com

KESİN OLARAK BİLDİĞİM BİRŞEY VAR;



RUŞEN KELEŞ TOTOLOJİSİ TARİHE KARIŞTI.ONUN MÜRİTLERİ DE..

yorum ekle


rusen keles hoca
gönderen: sena Wednesday, Sep. 19, 2007 at 7:35 AM
sena.kizilkuyruk@gmail.com

bilime ve topluma katkisi duzenledigi konferanslardan oteye gecememis bilim insanidir.

yorum ekle


Ruşen keleş ten yargıya baskı
gönderen: selma Friday, Oct. 05, 2007 at 2:53 AM

Hüseyin Ekmekçi


Yazarın tüm yazılarını görüntüle


26 Eylül 2007, Çarşamba Yorum Yaz Yazdır Arkadaşına Gönder


Mahkeme kararı ve “İNTİHAL”



İntihal... Sözlük anlamı “aşırma”... Aşırmanın sözlük anlamı ise “Tırtıklamak, yürütmek...” Nerden girdik bu konuya? Biraz konuşalım...

Akademisyenin torpillisi olur mu bir üniversitede? Yani olur da, bu normal mi? Mesela, Oxford’a, ya da Horword’a akademisyen olmak için, ne yapmak gerekiyor?

Peki Kıbrıs’ta ne yapmak gerekiyor üniversitede akademisyen olabilmek için? Akademik başarılar ne kadar önemli?

Ahlak... Ahlaklı olmanın bir önemi var mı peki akademisyen olmak için? Bu köşede, akademik çevrelerden gelen, bugün bir bakanın danışmanlığını yapmakta olan ve mahkemede aleyhine “bilgi hırsızlığı, emek hırsızlığından hüküm olan” bir akademisyeni anlatan mektup yayınlamıştık.

Bugün buna devam ediyoruz...

Elimizde Ankara’daki bir mahkeme kararı.

Mahkemenin ismi Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi...

Hakim Serdar Arıkan... Davacı Prof. Dr. Nükhet Turgut... İddiası, “Kitabımdan toplam 85 sayfa intihal yapıldı...” Yani “aşırıldı, tırtıklandı, yürütüldü...”

Kim yaptı peki bunu?

Ses yok...

Biri tanınmış bir profesör, diğeri bir bakanın danışmanı, Doç. Dr...

İsimlerine burada girmek istemiyorum ama, elimde beş sayfalık bir mahkeme kararı var. Okuduğunuz zaman, anlarsınız ki, aslında bazı akademik unvanlara ulaşmak çok kolay.

Aşır, tırtıkla, yürüt... Tezini tamamla, akademik unvan al. Hatta danışman ol bir bakana...

Kitap, “Çevre Hukuku”

İçinden 85 sayfa “aşırılınca”, “Çevre Hukukuna Giriş” diye bir kitaba dönüşüyor.



Sonra hakim gereğini düşünüyor:

- “Davalılar R.K ve B.E’nin davacıya ait “Çevre Hukuku” isimli kitaptan intihal yaptıklarının tespitine ve dava konusu davalılar tarafından hazırlanan “Çevre Hukukuna Giriş” isimli kitabın mütekip baskılarının önlenmesine...”

- “Davacı Nükhet Turgut’a ait manevi hakların ihlali nedeniyle;

a. “5846 sayılı yasanın 14. 15. ve 16 maddeleri delaletiyle 70/1 maddesi gereğince 60 bin YTL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline...”

Ve bu maddeler, b, c, d, e, f, g diye gidiyor, her maddede de Bin YTL, 15 bin YTL, 30 bin YTL gibi cezalar davacı Prof. Dr. Nükhet Turgut’a ödenecek diye hüküm veriliyor.



Ya ahlaki boyutu

Hukuki boyutunda mağduriyet gideriliyor. Ya bu işin ahlaki boyutu... Kim sahip çıkıyor bu akademisyenlere?

Halen daha bu üniversitede ders veriyor akademisyenler... Hem de “arkalarını sağlama alarak...”

Etik bu herhalde... Bu ABD’de olsa ne olurdu peki?

İngiltere’de?

Türkiye’de...?

Siyasetçinin torpili, akademik ortamda... Ne güzel... Devam edelim o zaman... Ses çıkarmayalım...

Hayır hayır... Yarın daha da derinleştireceğiz bu konuyu. Hatta gerekirse isimler de yarın bu köşede olacak...

yorum ekle


Ruşen keleş'e suç duyurusu
gönderen: ferhat Friday, Oct. 05, 2007 at 7:22 AM

Yargıtaydaki dosyaya sayısız yanlı belge gönderildi.Hakimlerin kafasını karıştırmak için Yatgıtay hakimleri dolaylıda olsa ruşen keleş ın baskısı altında.Maalesef yargının bağımsızlığını savunan lar kendi menfaatler icap ettiğinde tam tersi bir duruma giriyorlar.Dosya yasalara ve usule aykırı olarak şişirilmektedir.Şimdiden dosyanın kalınlığı 6.5 cm bulmuştur.


BURADAN RUŞEN KELEŞ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUM.

yorum ekle


RUŞEN KELEŞ FIKRALARI
gönderen: emih korcan Friday, Oct. 05, 2007 at 12:12 PM

Bu olay gerçek ve yaşanmış bir hadisedir.


Ünlü "çevrebilim!" profu Ruşen KELEŞ' e derste bir öğrenci soru sorar.
Soru: Hocam ekosistemlerden tırtıl çıkarılsa ne olur?
Cevap: "Tırtılsız bir ekosistem olur" der Ruşen keleş.
Öğrenci bunun üzerine cevapı yapıştırır."FARKLI BİR EKOLOJİ" olur der.
(Sınıfta bir gülüşme olur.)

yorum ekle


hukuk ve bilim
gönderen: emine poyraz Sunday, Oct. 07, 2007 at 1:27 AM

Ruşen hoca , Hukuk ve bilim konusunda sınıfta kalmış bir akademisyendir.Kendisini bu saatten sonra bilim adamı olarak göremiyorum.Hukuka saygı ve bilime saygı bu adların eline bırakılamaz.Ruşen Keleş erdekteki zeytinlik alanların talanında da baş bilirkişi idi.Vah ülkem vah...

yorum ekle


embediaded afırma
gönderen: ihsan bayrak Sunday, Oct. 07, 2007 at 1:33 AM

FİKRİ HAK İHLALİNE TAZMİNAT

Çevre Hukuku ders kitabının intihali nedeniyle açılan davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi intihalin varlığını kabul etti.

Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde 2005 yılından bu yana Ofisimizce hukuk mücadelesi verilmektedir. FSEK’E dayandırılarak açılan davada, mahkeme fikri hakların ihlal edildiğine ve ihlali önleyici yaptırımlara karar verdi. Bu çerçevede davacı, önemli miktarda maddi-manevi tazminat alacak ayrıca kararın gazetede ilanıyla önemli bir manevi tatmine kavuşacaktır. Konu hakkında düşüncelerini dile getiren uzmanlar, kararın fikri hakların korunmasında önemli bir milat teşkil ettiğini dile getirdiler.




Bize Ulaşın - Gizlilik Politikası - Kullanım Şartları - GulHukukOfisi.Com ©. Bütün Hakları Saklıdır

yorum ekle


kaldırım
gönderen: nihan korkmaz Thursday, Oct. 11, 2007 at 4:02 PM

Ben zaten hiçbir zaman Ruşen Keleş Hoca’nın kaldırım boyu kriterine inanmadım. Aksine yaşadığım kentin bazı semtlerinde 50 cm olan kaldırımlarında yürürken, kendimi daha bir güvende ve ayrıcalıklı hissettim

yorum ekle

Friday, November 23, 2007

8 Soruda Türkiye'nin İntihal Gerçeği

http://www.gnckampus.com/news.php?readmore=267

8 Soruda Türkiye'nin İntihal Gerçeği

Sorular: (1) Bu sözleri hangi ülkenin cumhurbaşkanı, hangi üniversitede söyledi:
Üniversiteler öğrencilerin bilgi biriktirdiği yerler olmak yanında birer sosyal değerler yuvası da olmalıdırlar. Eğitim diploma almaktan ibaret değildir, öğrenciler üniversitelerden ayrılırken eğitimle beraber yanlarında evrensel değerleri de götürmelidirler.
Üniversite doğruluk ve dürüstlük anlamına gelmelidir, rüşvet, hırsızlık ve yalan değil.
Maalesef ülkemizdeki eğitim sistemi bu kara vebaların hastasıdır.
Üniversitelerimizi niteleyen öğretmenler ve öğrenciler tarafından işlenen intihal suçları, para karşılığı satılan tezler, sınav geçmek için ödenen rüşvet gibi uygulamalardır.
Öğrenciler kanıtlanmış intihal suçlarına karşı tutum almalıdırlar. Onların, yasal olmayan uygulamalara, hırsızlığa ve sahtekârlığa hayır diyecek cesareti göstermelerini ısrarla tavsiye ediyorum.
(2) Üç Türk üniversitesinde çalışan 12 öğretim üyesi ve doktora öğrencisi dünyanın önde gelen bilim dergisi Nature'da intihalci olarak teşhir edildi. Bu üniversitelerin adları nedir?
(3) Bu üniversitelerden biri soruşturma ve inceleme konusunda ayak sürçüyor. Hangisi?
(4) Hangi ülkenin eğitim bakanlığı eğitim dünyasındaki yozlaşma ve suiistimalleri önlemek için ulusal gözetim ve denetim kurumu kurmaya hazırlanıyor?
(5) Fizik departmanında iki doktora öğrencisinin intihal, yani bilim hırsızlığı yaptığını ortaya çıkaran profesörlere bazı meslektaşlarının vebalı muamelesi yaptığı üniversitenin adı nedir?
(6) Hangi ülke üniversitelerde intihal, yani bilim hırsızlığı ve akademik sahtekârlıkla mücadele etmek için bu yıl Bilim Ahlak Komitesi kurdu?
(7) Hangi Müslüman ülke, intihal yani bilim hırsızlığı suçunu işlemiş olan bir grup profesörü yeterince cezalandırmamış olan bir üniversiteye yapılan para yardımını kesmeye karar verdi? Üniversitenin adı nedir?
(8) Hangi ülkede, anekdotal bilgilere göre, öğrencilerin iki veya üçü kopya çekiyor?
Cevaplar:
(1) Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basescu. Konuşmanın yapıldığı yer ülkenin en eski yüksek öğrenim kurumu Universitatea Alexandru Ioan Cuza. Konuşma Bükreş Tıp Fakültesi'nde bir profesörün öğrencisinden rüşvet alırken polis tarafından yakalanmasından birkaç gün sonra yapıldı.
(2) Dicle, Mersin, 18 Mart
(3) Dicle Üniversitesi
(4) Çin
(5) Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara
(6) Çin
(7) Pakistan Yüksek Öğrenim Kurumu. Punjab Üniversitesi
(8) Türkiye


Metin Münir - Milliyet

arXiv - YÖK intihal utancını 1 ay sonra inceliyor

http://www.yenisafak.com.tr/politika/?t=27.09.2007&c=2&i=71393

YÖK intihal utancını 1 ay sonra inceliyor

YAKUP BULUT / ANKARA
YÖK uluslararası elektronik makale arşivi arXiv'in intihal yaptığını duyurduğu 15 Türk fizikçinin makalelerini 1 ay sonra incelemeye başladı. Onsekiz Mart Üniversitesi Edebiyat ve Fizik Bölümü Dekanı Prof. Dr. İhsan Yılmaz'ın da aralarında bulunduğu 15 Türk fizikçinin toplam 67 makalesi, ODTÜ Fizik Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Ayşe Karasu'nun şüphesi üzerine incelenerek, geçen ay yapılan intihal tespitiyle arXiv'den çıkartılmıştı. arXiv yöneticisi ve New York Cornell Üniversitesi fizikçilerinden Paul Ginsparg, fizikçilerin makalelerinini arşivden çıkardıklarını 12 Eylül'de açıklamıştı. Doktora öğrencilerinin yanısıra, devletten her ay maaş alan profesörlerin de imza attığı skandala uzun süre seyirci kalan YÖK dün konuyla ilgili bir açıklama ile inceleme başlattığını duyurdu. Uluslararası başarılara gölge düşüren olayla ilgili açıklama yapan YÖK, oysa daha önce eski Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer'le ilgili iddialar için hemen Disiplin Kurulu'nu toplamış ve açıklama yapmıştı.

27.09.2007

İntihal Atatürkçülüğe sığınılarak gizlenemez - Kamuoyu Duyurusu - İstanbul Tabip Odası & ÜÖÜD

İntihalci Kemal Alemdaroğlu
Kamuoyu Duyurusu
İstanbul Tabip Odası & Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği

http://www.medimagazin.com.tr/mm-intihal-ataturkculuge-siginilarak-gizlenemez-h-30846.html

30-08-2004
�İntihal Atatürkçülüğe sığınılarak gizlenemez�

İstanbul Tabip Odası ile Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu�na yüklendi. Daha önce de Alemdaroğlu�nun yazdığı �Laparoskopik Cerrahi� adlı kitap yüzünden intihal iddialarıyla sık sık gündeme gelen konu basın açıklamasıyla bir kaz daha gündeme taşındı.


İstanbul Tabip Odası ile Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği�nin ortaklaşa düzenlediği basın açıklamasınında şunlar kaydedildi:
�Bilindiği gibi editörleri arasında İstanbul Üniversitesi Rektörü�nün de bulunduğu bazı akademisyenlerin �Laparoskopik Cerrahi� kitabında intihal suçu işlendiğine dair iddia hakkında İstanbul Tabip Odası tarafından soruşturma açılmış ve editörler Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu tarafından ikişer ay meslekten men cezasıyla cezalandırılmıştı.
Söz konusu cezayla ilgili olarak kamuoyuna yansıyan tartışmalarda meslek örgütümüzün verdiği kararın farklı argümanlarla çarpıtılmaya çalışıldığı ve yayın etiği açısından büyük bir suç olan �intihal� eyleminin Atatürkçülüğün arkasına sığınarak gizlenmeye uğraşıldığı görülmektedir.
�Laparoskopik Cerrahi� kitabında intihal suçu işlendiğine dair iddia ilk olarak Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi�nin 1/12/2001 tarihli sayısında yer almıştır. Bu yazı üzerine 10/12/2001 tarihinde Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği tarafından TTB�ne başvuruda bulunulmuştur. TTB Merkez Konseyi 13/12/2001 tarihinde söz konusu başvuruyu İstanbul Tabip Odası�na göndermiş ve İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından yapılan incelemeler ve bilirkişilerden alınan görüşlerden sonra 25/07/2002 tarihli kararla soruşturma açılmıştır.
İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu konuyu 04/11/2002 tarihinde görüşmüş ve hakkında soruşturma açılanlardan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu�nun Onur Kurulu�nun 5 asil ve 1 yedek üyesinin ita amiri olması nedeniyle dosyayı bir başka ildeki Tabip Odası Onur Kurulu tarafından değerlendirilmek üzere TTB�ne göndermiştir.
Bunun üzerine dosya 03/12/2002 tarihinde Kocaeli Tabip Odası�na gönderilmiş ve Kocaeli Tabip Odası Onur Kurulu�nun 28.01.2003 tarihli oturumunda görüşülmüş ve kitabın bilimsel aşırma suç unsuru içermediğine oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Kocaeli Tabip Odası Onur Kurulu�nun kararına yapılan itiraz üzerine TTB Yüksek Onur Kurulu�nun 10-11/05/2003 tarihli oturumlarında değerlendirilmiş ve kitabın editörleri Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Prof. Dr. Mustafa Taşkın ve Doç. Dr. B. Berat Apaydın�a ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir.
TTB Yüksek Onur Kurulu�nun bozma kararı üzerine dosyayı tekrar değerlendiren Kocaeli Tabip Odası Onur Kurulu daha önce alınan kararı bozacak yeni bir bulguya rastlanmadığına karar vermiştir.
Bunun üzerine dosya TTB Yüksek Onur Kurulu�nun 8-9/11/2003 tarihli oturumunda ikinci kez görüşülmüş ve kitabın editörleri Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Prof. Dr. Mustafa Taşkın ve Doç. Dr. B. Berat Apaydın�ın TTB Kanunu�nun 39. maddesinin © bendi ile TTB Soruşturma ve Yargılama yönetmeliği�nin 6. maddesinin (j) bendine göre iki ay süreyle geçici olarak meslekten men cezası ile cezalandırılmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
6023 sayılı TTB Kanunu�na göre herhangi bir soruşturmada TTB Yüksek Onur Kurulu�nca ikinci kez verilen karar kesin nitelikte olup ancak dava açma hakkı saklıdır.
Nitekim Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu tarafından TTB Yüksek Onur Kurulu�nun kararına karşı dava açılmış ve Danıştay Sekizinci Dairesi 12/03/2004 tarihinde verilen ceza için yürütmenin durdurulması kararı vermiş olup hukuki süreç devam etmektedir. Danıştay Sekizinci Dairesi�nin söz konusu kararı �Laparoskopik Cerrahi� kitabının intihal olmadığı gerekçesine dayanarak değil; bu kitabın yayın ilkelerine aykırı olup olmadığının değerlendirilmesinin 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası�na dayanılarak çıkartılan disiplin yönetmeliği hükümlerinin uygulanması gerektiği gerekçesine dayanılarak verilmiştir.
Görüldüğü gibi TTB ve İstanbul Tabip Odası �Laparoskopik Cerrahi� kitabıyla ilgili yapılan intihal iddiasını bir meslek örgütü olarak tamamen hukuki çerçevede incelemiş ve sonuçlandırmıştır. Soruşturmanın hiçbir aşamasında ne Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu�nun, ne de diğer editörlerin dünya görüşleri yargılanmamış; sadece yayın etiği açısından büyük bir suç oluşturan �intihal� iddiasının doğru olup olmadığı araştırılmıştır.
Gerçekler bu iken, 23 Ağustos 2004 tarihli Vatan Gazetesi�nde İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ve arkadaşlarına yönelik �İntihal� suçlaması ile ilgili soruşturma sonucunda, Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından verilen �2 ay meslekten men� cezası konusunda, Prof. Kemal Alemdaroğlu ile yapılan bir röportaj yayınlanmıştır.
Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu bu röportajda, kendisini ve arkadaşlarını savunmaya çalışırken, sözkonusu soruşturmayı yürüten kurum ve kişilere yönelik ölçüsüz, mesnetsiz, tutarsız bazı suçlamalarda bulunmuş ve soruşturmayla ilgili maddi gerçekleri saptırmıştır.
Bu konu ile ilgili olarak kendisine ulaşan belgeler ve gazete haberleri ışığında Sayın Cumhurbaşkanı�na, YÖK�e ve TTB'ye suç duyurusunda bulunan Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ile TTB�den iletilen suç duyurusu dosyasını görev gereği ileme koyan İstanbul Tabip Odası olarak, bu rahatsız edici konuda gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olmak üzere aşağıdaki açıklamayı yapmak zorunluluğu doğmuştur:
Vatan Gazetesi�nde yer alan röportajda,
1. - Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu yayınladıkları �Laparoskopik Cerrahi� adlı kitapla ilgili �intihal� suçlamasının nedenini açıklarken; �Bu suçlamaların nedeni 40 yılı aşkın süredir beni tanıyan insanların beslediği kişisel kinlerdir.���Ülkemin bölünmez bütünlüğüne, gericilere karşı duruşumdur bunlara neden� .. � Benim suçum hırsızlık değil, türban�.. �Bölücülere ve gericilere karşı dik duruşum� � � Ben Türkiye Cumhuriyetinin gerçek anlamda vatandaşıyım . Özü, sözü, soyu, sopu belli olan biriyim.� demektedir.
Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ve İstanbul Tabip Odası olarak, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu�nun, kime yöneltildiği belli olmayan bu garip ifadeleri ve �soy-sop� açıklamalarını, tıpkı bir süre önce TV kameraları karşısında �� 35.000 şehit verip Kıbrıs�ı da, Yunanistan�ı da alırız.� derken yaptığı gibi, öfkesinin tutsağı olup ölçüyü kaçırmasının yeni bir örneği olarak algılıyoruz.
2. � Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu kendini savunmaya çalışırken �intihal� suçlamasına konu olan kitapları için �O kitap bilimsel eser değil. O kitap bile değil. Bir alet kataloğu.� demekte ve buna delil olarak da kitaplarında, yayınlanmadan önce Kültür Bakanlığı�ndan alınan Uluslararası Standart Kitap Numarası (ISBN) bulunmadığını göstermektedir.
Ekteki fotokopide (Ek.1) görüldüğü gibi, �intihal� suçlamasına hedef olan kitabın kimliğini gösteren kapak sayfalarında �Editör� olarak Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Doç. Dr. Mustafa Taşkın ve Op.. Dr. Berat Apaydın�ın, yazar olarak da, bu üç ismin yanında her biri akademik ünvan sahibi 15 kişinin adı yer almakta, kitabın önsözünde ise yayınladıkları kitaptan bir �eser� olarak söz edilmektedir.
Prof. Kemal Alemdaroğlu bunca profesör, doçent ve uzmanın el birliğiyle bir �alet kataloğu� yazdıklarını, bunu bir �eser� gibi sunmaya çalıştıklarını, üstelik birçok bölümünü yazarı, çizeri belli bir başka �katalog�dan kaynak göstermeden kopya ettiklerini mi söylemek istiyor?
Eğer böyleyse bu, olsa olsa �intihal� suçunun kitap bile sayılmayacak bir yayın(?) uğruna işlendiğini gösterir ki bu da �özrü kabahatinden büyük� özdeyişi için eşsiz bir örnek teşkil eder.
Kitapta ISBN numarasının bulunmayışının, onun kitap olmadığının, dolayısıyla �intihal� suçunun işlenmediğinin kanıtı olarak gösterilmeye çalışılması ise Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu�nun kendi üslubunca yapmayı denediği hazin bir şaka olsa gerektir.
3. � Prof. Dr. Alemdaroğlu TTB Yüksek Onur Kurulu �nun ilk başvuruda kendilerini �suçlu� bulmadığını ifade etmektedir.
Ek.2 ve Ek.3�de Yüksek Onur Kurulu�nun her iki kararının fotokopileri görülmektedir. Prosedür gereği, kesin karar niteliği taşımayan 10-11 Mayıs 2003 tarihli birinci karar, Kocaeli Tabip Odası Onur Kurulu�nun 4-1 oy çokluğu ile verdiği �suçsuzluk� kararının, �Dr. Kemal Alemdaroğlu, Dr. Mustafa Taşkan, ve Dr. Berat Apaydın�a ilişkin kısmının bozulmasına, öteki yazarlara ilişkin kısmının onanmasına� hükmetmektedir. İşin ilginç tarafı, Prof. Dr. Alemdaroğlu�nun Vatan Gazetesi�nde çıkan röportajda, söz konusu kitabın kitap değil �alet kataloğu� olduğu yönündeki savunmasının geçersiz bulunduğu, aynı karar metninin 9 numaralı gerekçesinde net şekilde ortaya konmaktadır.
8-9 Kasım 2003 tarihli ikinci karar metninde ise, kesin hüküm tesis edilmekte ve Dr. Kemal Alemdaroğlu , Dr. Mustafa Taşkın, Dr. Berat Apaydın�ın �iki ay süreyle geçici meslekten men cezası ile cezalandırılmasına oy birliği ile karar verildi� denilmektedir.
4. � Vatan Gazetesi�nde çıkan röportajda Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, kitabın �500 adet� basıldığı ve hiç satılmadığını ileri sürmektedir.
Ek. 4�de kitabın yayınlandıktan 7 yıl sonra bile, tıp kitapları satan önde gelen kitabevlerinden biri olan Nobel�de satıldığını gösteren 04/07/2004 tarihli fatura fotokopisi görülmektedir. İstanbul Tabip Odası�nın başlattığı soruşturmada, 4 milyon TL. karşılığı satın alınan bu kitap kullanılmıştır.
5. � Vatan Gazetesi�ndeki röportajda, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu bilirkişiler konusunda yöneltilen bir soruyu yanıtlarken, meslektaşı olan 3. bilirkişi Prof. Ali Menteş�den �kimsenin söz etmediğini� ve onun raporunda kitap için �teknik anlamda çalıntı denemez� dendiğini ifade etmektedir.
Prof. Ali Menteş�in raporunda gerçekten de buna benzer net olmayan ifadeler vardır. Ancak aynı raporda ne yazık ki Prof. Dr. Alemdaroğlu�nu daha güç durumlara düşürebilecek ifadeler de vardır: �� Kitap 1995 yılında yayınlanmış, yazılı basında hakkındaki iddialar 2001 yılında dile getirilmiş, kamuda çalıntı oluşunun daha yüksek sesle ifade edilmesi 2002 yılında olmuştur. Bu konudaki kişisel duyumum, 1996 yılında bir doçentlik jürisinde, Cerrahpaşa Genel Cerrahi ABD kaynaklı uyarımlarla �kitap�ın en kıdemsiz editörünün �hırsız� damgasıyla doçentlik sınavında bırakıldığıdır.� Bu durumu daha da vahimleştirmekte, kitap üzerindeki şaibenin 1996-2001 arasında uykuya yatırıldığına işaret etmektedir. Kıdemli editörün İstanbul Üniversitesi�nin spekülasyonlara yol açmış rektörü olması nedeniyle bu durum mide bulandırıcıdır.�
�� Kitap�ın teknik anlamda kendisini kurtaran niteliğine karşın kötü kokular saçtığının inkar edilemeyeceği, niteliksel olarak bir kılavuz olmasına karşın, gerek sunulma şekli gerekse düzenlemesiyle metinler toplamına bir kitap havası verilmeye çalışılmasının görmezden gelinemeyeceği��.
3. bilirkişi Prof. Ali Menteş, bütün bu şaibe dolu ifadelere karşın �Laparoskopik Cerrahi� kitabı için �teknik anlamda çalıntı bir yazıt olarak kabul edilemez� demekte, ancak raporunun sonunda şu ilginç öneriyi yapmaktadır:
�Teknik çözümlemeyi bir yana bırakarak �kitabın� yazarları, dikkatle takip altında oldukları konusunda ayrı ayrı yazılı olarak uyarılarak, özellikle aralarındaki genç meslektaşların ileride suç işlemeleri önlenmeye çalışılmalıdır.�
Görüldüğü gibi, Prof. Dr. Alemdaroğlu�nun sığındığı savunmanın sahibi olan Prof. Dr. Ali Menteş bile, yazarların uyarılmalarını ve benzer suçları işleme olasılığı dikkate alınarak kendilerine gözetim altında tutulduklarının bildirilmesini önermektedir.
Konuya nesnel ölçülerle yaklaşan ve metinleri karşılaştırarak sonuca ulaşan öteki iki bilirkişinin raporlarında (Ek.6-7) ise Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ve arkadaşlarının �intihal� suçu işledikleri hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belgelenmektedir ve hiçbir �intihal� Atatürkçülüğe sığınılarak gizlenemez.
Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

İstanbul Tabip Odası
Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği�

Friday, November 9, 2007

Plagiarist Alemdaroğlu ve Destekçileri

http://vistilefblog.blogspot.com/2006_02_12_archive.html

15 Şubat 2006

KUTLAMADA KİMLER VARDI?

Doğum gününde emekli oldu...

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’nde hukuka aykırı olduğu iddia edilen uygulamaları nedeniyle YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından İstanbul Üniversitesi rektörlüğü görevinden alınan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yaş haddinden emekli oldu. Alemdaroğlu, emekliliğini ve 67'nci doğum gününü Caddebostan'daki Büyük Kulüp'te arkadaşlarının düzenlediği partiyle kutladı. Yemeğe emekli dekanlar, öğretim elemanları, akademisyenler, ve çeşitli üniversitelerin rektörlerinin yanı sıra Genelkurmay eski başkanları emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu ile işadamı Yılmaz Ulusoy, Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi, eşi ve eski İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi olarak Fakülte Yönetim Kurulu tarafından iki kez görevine son verilen Pınar Türenç’in eşi Hürriyet Yazarı Tufan Türenç katıldılar. (Hürriyet, 15 Şubat 2006). İstanbul Üniversitesi’nde, Alemdaroğlu'nu ve Rektör olarak yaptıklarını, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazı ile YÖK'ü kötüleyerek savunan, Alemdaroğlu döneminden kalan tek Dekan olan İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin’in emeklilik toplantısına katılıp katılmadığı ise meçhulde kaldı.

Alemdaroğlu’na isnat edilen intihal (başkasının yazısını kendisinin gibi göstermesi) haberlerini ilk kez Hürriyet Gazetesi Zaptiyesi Murat Bardakçı çarşaf çarşaf Hürriyet Gaztesinde yazmış, daha sonra Fehmi Koru’nun oğlu-bağlantılı olarak Virgina Üniversitesi web sitesinde de haberler, bu kez sözkonusu eserlerin orijinallerinin de yer aldığı yayınlarla tüm Türkiye’ye ve Dünyaya bir kez daha duyurulmuştu. Hürriyet Gazetesi zaptiyesi Murat Bardakçı’nın intihal zaptiyeliği olmasaydı, konudan Fehmi Koru’nun ve oğlunun haberi olmayacaktı.

Tarihin trajik bir tezahürü olarak, Alemdaroğlu’nun emeklilik kutlaması gününde de yanında, Alemdaroğlu'nun yapmadığını iddia ettiği intihalini bütün aleme duyuran Hürriyet’çiler vardı. İletişimciler olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: MEME (Türk Mainstream Medyası) ile yatan, şaşı kalkar. Alemdaroğlu, yasal olmayarak katıldığı bir İletişim Fakültesi Fakülte Akedemik Kurulu'nda da, yapmadığını başka yerlerde iddia ettiği intihali, "ne var yani, herkes yapıyor; ben araştırsam sizde de intihal bulurum" tehdidi ile savunmuştu.

Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, İstanbul Üniversitesi’nde çalışan biliminsanlarını ve öğretim elemanlarını büyük bir suskunluğa, tepkisizliğe, tembelliğe, vurdumduymazlığa, ideolojik hareket etmeye, irrasyonel hukuksuzluğa ve atalete sokan bir dönemin Rektörü olarak kalbimizde daima yaşayacak.

ODTÜ Fizik Bölümü'nde Bilimsel Hortumculuk

http://www.gazeteodtulu.com/haberler.php?id=1135


ODTÜ Fizik Bölümü'nde Bilimsel Hortumculuk

fizik_400_01

Geçtiğimiz yıl Kasım ayında, iki Yüksek Lisans öğrencisinin çeşitli makalelerden yaptıkları alıntıları kaynak göstermeden kullandıkları iddiasıyla başlatılan soruşturma ve verilen cezalarla ilgili olarak süren tartışmalar dinmiyor. Konu uluslararası bilim kuruluşları ve dergiler tarafından tartışılmaya devam ederken, konuyla ilgili olarak ODTÜ Rektörü Ural Akbulut, Fizik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sinan Bilikmen ve öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Karasu GazeteODTÜLÜ’ye açıklamalarda bulundular. Yine konuyla ilgili olarak Cornell Üniversitesi Fizik Bölümü profesörü ve dünyaca ünlü uluslararası makale arşivi “Arxiv”in yöneticisi Paul Ginsparg sorularımızı yanıtladı.


ODTÜ, Ankara – Geçtiğimiz yıl Kasım ayında ODTÜ Fizik Bölümü öğrencileri Mustafa Saltı ve Oktay Aydoğdu yayınladıkları kimi makalelerde kaynak göstermeden alıntı yaptıkları gerekçesiyle iki dönem uzaklaştırma cezası almışlardı. Konuyla ilgili olarak yaşanan tartışmalar gazete ve televizyonlarda oldukça yer bulmuş ve uluslararası saygın bilim dergisi Nature konuyu sayfalarına taşımıştı.İntihal yapmakla suçlanan öğrenciler Mustafa Saltı ve Oktay Aydoğdu iddiaları redderken, ODTÜ Fizik Bölümü öğretim üyeleri ve Rektör Ural Akbulut söz konusu makalelerde intihal yapıldığı konusunda kuşkuya yer bırakmayacak gerçekler olduğunu belirtiyorlar. Prof. Dr. Karasu, Saltı ve Aydoğdu’nun bu makalelerden 37.000 YTL para aldığını ve bunun bir çeşit “bilimsel hortumculuk” olduğunu ifade ediyor. Uluslararası elektronik makale arşivi “Arxiv”in yöneticisi ve Cornell Üniversitesi Fizik Bölümü profesörlerinden Paul Ginsparg ise gazetemize gönderdiği yazılı açıklamada “hiçbir yazarın başkaları tarafından sunulan bilgi ve verileri kendilerine aitmiş gibi sunamayacağını, eğer direkt veya dolaylı yoldan bir alıntı yapılıyorsa bunun için kaynak gösterme zorunluluğu olduğunu” alıntılıyor. Ginsparg, “bu kuralın ihlal edildiği makalelerin Arxiv’den çıkarıldığını” belirtti.


Rektör Akbulut: “37.000 YTL’yi geri alacağız”
Konuyla ilgili olarak gazetemize konuşan Rektör Ural Akbulut, ODTÜ’nün saygınlığına ve adına leke düşürecek hiçbir şeye izin vermeyeceklerini ve intihal olayında da üniversitenin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini belirtti. Akbulut, “bu olayı yine ilk farkeden ODTÜ olmuştur ve üniversitemiz hızlı bir şekilde Yayın Etik Kurulu’nu toplayıp konuyu incelemiştir” dedi. Konuyla ilgili olarak TÜBİTAK, YÖK ve öğrencilerden birisinin aynı zamanda Mersin Üniversitesi Araştırma Görevlisi olması dolayısıyla, Mersin Üniversitesi’ne yazılı bildirimde bulunduklarını belirten Rektör Akbulut, makalelerin yayınlandığı dergilerin editörlerine de bir elektronik postayla bildirimde bulunduklarını fakat dünyaca ünlü bu dergilerin intihali fark edememelerini sitemkar bir şekilde karşıladıklarını ifade etti. Ünlü bilim dergisi Nature’ın ODTÜ’yü suçlayıcı bir makale yayınladığını fakat konunun yanlışlardan arındırılması için söz konusu dergiye geri bildirimde bulunacaklarını belirtti.

Öğrencilerin bu makalelerden elde ettikleri 37.000 lirayı yasalar çerçevesinde tahsis edeceklerini belirten Akbulut, “burada haksız kazanç vardır, ancak bundan daha önemli olanı ise bu öğrencilerin yayınladıkları makalelerden tez hocalarının haberinin olmamasıdır” dedi. İlgili tez hocalarının bu öğrencilerin yaptıkları araştırma ve yayınladıkları makalelerden haberdar olmamasının normal olup olmadığı yönündeki sorumuza ise Rektör Akbulut, “öğrenciler zaten bu konuda tez hocalarını bilgilendirmemiştir” şeklinde cevap verdi.


Prof. Bilikmen: “Onlara ikinci bir şans daha verecektik”
Konuyla ilgili olarak GazeteODTÜLÜ’ye yaptığı sözlü açıklamada, “olayın sadece ODTÜ ile sınırlı olmadığını ve içinde diğer bazı Türk üniversitelerinin de bulunduğunu” belirten ODTÜ Fizik Bölüm Başkanı Prof. Bilikmen, “bizi yasal olarak ilgilendiren kısım ODTÜ’deki intihal olayıdır... Diğer üniversitelerde çıkan intihal olayı üzerine ODTÜ üzerine bir karalama kampanyası başlatıldı” dedi. Prof. Bilikmen, “bu olayda bizim için önemli olan burada ODTÜ adresinin kullanılmış olması. Bu bize sorumluluk getirir. Bir de intihal sadece Türkiye’de değil tüm dünyada olan bir şeydir. Nobel ödülü alan bir bilimadamının bile böyle bir suçu ortaya çıktı. Bu konuda bana çok ihbar geliyor ama bu benim üzerime vazife olan bir şey değil” dedi.

“Bu olaydan sonra öğrencilere hatalarını düzeltmeleri için herhangi bir şans verildi mi?” sorusu üzerine Prof. Bilikmen, “başlangıçta benim onlara, daha doğrusu danışmanlarına, söylediğim şu oldu: ‘Lütfen öğrencilerine söyleyin bu işi nasıl yapıyorlarsa yapmasınlar ya da makalelerini geri çeksinler.’ Eğer bu makalelerini geri çekselerdi biz onlara yeni bir şans verecektik. Çünkü çocuklar gerçekten başarılı ve sorumluluk sahibi insanlardı. Ben onları geri kazanmak için elimden geleni yaptım. Onları çocuğum gibi gördüm. Ama bizim de yapacak bir şeyimiz kalmadı. Onlar makalelerinin arkasında durmak istediler” dedi.

Prof. Ayşe Karasu: “Bu bir hortumculuktur”

İntihal olayını ilk açığa çıkaran Prof. Karasu olayla ilgili olarak bunun bir çeşit hortumculuk olduğunu ve bir biliminsanı olarak böyle bir şeye göz yumamayacağını belirtti. İntihal yapmakla suçlanan öğrenciler Saltı ve Aydoğdu’nun bu olaydan haksız kazanç sağladığını belirten Prof. Karasu, “TÜBİTAK ve ODTÜ’den yayınladıkları makale başına para alıyorlar. Bir biliminsanın böyle bir davranışta bulunması kabul edilemez” dedi.

GazeteODTÜLÜ Haber Kurulu

Kerem Akkoyunlu

kakkoyunlu@gazeteodtulu.com

Fotoğraflar: Zeynep Tamtürk

Tuesday, October 16, 2007

arXiv - YÖK intihal konusunda yaz uykusundan uyanıyor mu?

http://www.milliyet.com.tr/2007/09/19/yazar/munir.html


Milliyet , 19.09.2007 Çarşamba


Metin MÜNİR

YÖK intihal konusunda yaz uykusundan uyanıyor mu?


Yüksek Öğretim Kurumu YÖK Disiplin Kurulu cuma günü 14 akademisyenin "çalıntı" suçlamasıyla uluslararası yayınlardan kaldırılan fizik yazılarıyla ilgili skandalı görüşmek üzere toplanıyor.
YÖK'ü her şeyle suçlayabilirsiniz ama bu konuda müthiş bir acelecilikle davranmakla suçlayamazsınız. Kurum konudan en az beş aydan beri haberdardı.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörü Profesör Ural Akbulut geçtiğimiz nisan ayında YÖK'e mektup yazarak iki doktora öğrencisinin intihal yaptığını haber verdi. *
Bilahare, intihal iddialarının sadece bu iki ODTÜ doktora öğrencisine inhisar etmediği anlaşıldı. Çalıntı oldukları için makaleleri uluslararası yayınlardan kaldırılanlar arasında 18 Mart, Dicle ve Mersin üniversitelerinden 12 dekan, profesör, doçent ve doktora öğrencisi vardı.
Nature adlı dünyaca ünlü bilim dergisi bu ay başında konuya yer verince uluslararası bilim camiasında olaydan haberdar olmayan kimse kalmadı.
Aldığım haberlere göre ABD'de fizik okuyan öğrencilerimizle üniversitelerde dalga geçiliyormuş.
Bilim dünyasında meydana gelmiş en büyük intihal olayının arkasında Türk akademisyenlerin olması ne yazık ki ülkemizde fazla bir tepki uyandırmadı.
Bu üniversitelerimiz ve onların düzenleyici kurumu olan YÖK adına çok acı, hatta utanç verici bir durum.
Galiba halk nasıl politikacıların ve bürokratların rüşvet almasını kanıksadıysa, üniversitelerde başkalarının araştırmalarından çalınan cümlelerle makale veya tez yazılması da normal karşılanıyor.

Süzgeç sistemi kurulmalı
Bunun için YÖK'ün olayın ortaya dokuz ay sonra olsa da kıpırdanmaya başlamasına şükretmemiz gerekir.
"Bu skandalın başlıca nedeni yöneticilerin şimdiye kadar ortaya çıkarılan bilimsel sahtecilikler karşısındaki örtbas etme tutkuları, kayırmacılık ve eğitimsizliktir" diyor Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Profesör Kayhan Kantarlı.
"İntihalcileri görmezden gelen, taraflı davranan ve uyarılara kulak asmayan YÖK ve üniversite rektörlerinin Bilim Etiği'ni ciddiye almayan tutumları uluslararası yayınların evrensel değerini de tartışmalı hale getirmiştir.
"Bir ülkede intihal kitabı olanlar eğer TÜBİTAK'a bilim ödülü adayı olarak öneriliyor, TÜBİTAK uluslararası yayın sayısı yüksek diye ders kitabında intihal yapanlara bilim ödülü verebiliyor, intihalciler Dekan atanabiliyor, Başbakan Müsteşarı ve sonra da Milletvekili olabiliyorlarsa Nature'daki intihal haberinde bir dekan adının da bulunması sürpriz değildir."
Bu acı olaydan kazançlı çıkabiliriz. Eğer YÖK ve üniversiteler, hiç olmazsa ODTÜ gibi köklü kurumlar, eser çalma ve kopyacılığa karşı sağlam tutum alırlar ve tekrarlanmasını önlemek için bir süzgeç sistemi kurarlarsa.
Yoksa çok mu saf ve iyimserim?
Yarın ODTÜ rektörünün mektubunu yayımlayacağım.
* Okumak isteyenler Akbulut'un mektubunu bugün Milliyet.com.tr adresindeki yayımlanan yazımın altında bulabilirler.

Ural Akbulut'un mektubu
Konu: Yayında intihal
16.4 2007
YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU BAŞKANLIĞI'NA

ODTÜ Fen ve Edebiyat Fakültesi, Fizik EABD Başkanı Prof. Dr. Sinan Bilikmen tarafından FBE Müdürü Prof. Dr. Canan Özgen'e, onun tarafından da ODTÜ Yayın Etiği Komitesi'ne incelenmek üzere iletilen Fizik EABD doktora programı öğrencilerinden Mustafa Saltı ve Oktay Aydoğdu'ya ait bilimsel yayında aşırma (intihal) yapılması iddialarını içeren dosyalar komisyon üyeleri tarafından incelenmiş ve ayrıca uzmanlarca incelenmesi ve yorumlanması için bilirkişilere gönderilmiştir.
Bilirkişi raporlarından irdelendiği üzere, Fizik EABD'de doktora programına kayıtlı bulunan TÜBİTAK bursiyeri Mustafa Saltı ve 35. maddeden Mersin Üniversitesi adına görevli Ar-Gör. statüsündeki Oktay Aydoğdu'nun danışmanlarına haber vermeden iki yıl içinde birlikte, tez konuları ile ilgisi olmayan bir alanda, eski tez danışmanları ve başka araştırmacılar ile birlikte uluslararası saygın dergilere 46 makale sunduklarını ve bunların bir kısmını yayımladıkları anlaşılmıştır. TÜBİTAK bursiyeri Mustafa Saltı ve 35. maddeden Mersin Üniversitesi adına görevli Ar-Gör. statüsündeki Oktay Aydoğdu yayınları ve Physics ArXiv'ne sundukları makalelerin listesi EK-1'de verilmiştir. Ancak, bu yayınlarda başka yayınlardan kabul edilemeyecek ve yaptırım gerektiren, bilimsel ahlaka uymayan ve yoğun bir biçimde alıntılar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bir yayının da tamamen bir dublikasyon olduğu saptanmıştır (On Equivalence of the Massless DKP Equation and The Maxwell Equations in the Shuwer, M. Saltı and A. Havare, Modern Physics Letters A, Vol. 20, No.6 (2005) 451-465 ile The Massless DKP Equation and The Maxwell Equations in Bianchi Type III Space-Times, T. Yetkin and A. Hava,e Chineese Journal of Physics, vol 41, No5, Oct 2003, 475- 485). Özellikle, 2006'da saygın bir uluslararası dergi olan JHEP dergisinde yapılan son bir yayın (Brane-world black holes and Energy-momentum Vector, M. Saltı, O. Aydoğdu and M. Korunur, JHEP12, Dec 2006, 078) aynı konunun uzmanı tarafından oldukça ayrıntılı olarak incelenmiş ve bunun 3 değişik makaleden (General class of brane-world black holes, K.A. Bronnikov, V.N. Melnikov and H. Dehnen, Physical Review, D68, 024025 ,2003)yoğun, 10 makaleden de birer cümle halinde, alıntı yapılarak- bazen alıntının yapıldığı makaleye atıf verilerek, bazen de verilmeden- derlendiği belirlenmiştir (EK-2).
Makalelerde eş yazar olarak görülen, ülkemiz çeşitli üniversitelerinde görevli kişiler olduğu gibi, öğrencilerin devamlı mektuplaştığı, onlara incelemek üzere makale gönderen, onları yayın yapmaya teşvik eden, hatta kitap yazmayı (mektuplarında Professor olarak hitap etmekteler) teklif eden yabancı araştırmacılar da (Çinli, Yunan ve Hintli) bulunmaktadır. Bunlar, bu olayda uluslararası işbirliklerinin olabileceğini düşündürmektedir.
ODTÜ Yayın Etiği Komitemiz, üniversitemizde disiplin komitesince bu öğrencilere en ciddi cezai yaptırımın uygulanmasını teklif etmektedir.
Üniversitemiz bu örnekteki "intihal" konusunun ülkemizin saygınlığı açısından çok vahim sonuçlar doğurabileceği, bilim dünyasında çok yanlış anlayışlara ve örneklemelere neden olabileceği nedeniyle, konu ile ilgili yaptırımların örnek alınması gerektiği görüşünü benimsemiştir. Bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla.

Prof. Dr. Ural Akbulut
Rektör

mmunir@milliyet.com.tr

ÜNIVERSITE TARIHIMIZDEN INTIHALE DIKKAT ÇEKEN BIR BELGE

ÜNIVERSITE TARIHIMIZDEN INTIHALE DIKKAT ÇEKEN BIR BELGE

Akşam , 16.04.2005

The image “http://wwweski.tubitak.gov.tr/basinci/dosya/3082.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.

İntihal her yerde !

http://wwweski.tubitak.gov.tr/basinci/dosya/1084.jpg

Radikal , 31.10.2004

İntihal her yerde !


The image “http://wwweski.tubitak.gov.tr/basinci/dosya/1084.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.

arXiv - BİLİM HIRSIZLIĞI, İNTİHAL, ANTİ-DEMOKRATİK UYGULAMALAR KISKACINDAKİ ÜNİVERSİTELER

http://www.yuruyus.com/www/news.php?h_newsid=3534&

2007.09.30

| Uyutulmaya Çalışılan Gençlik...

BİLİM HIRSIZLIĞI, İNTİHAL, ANTİ-DEMOKRATİK UYGULAMALAR KISKACINDAKİ ÜNİVERSİTELER; VE SAHTE LAİK ANTİ-LAİK TARTIŞMALARI İLE UYUTULMAYA ÇALIŞILAN GENÇLİK...

AKP iktidarının yeni iktidar dönemi icraatlarının başına "sivil bir anayasa" yapmayı koyarak bunu kamuoyunda tartışmaya açmasından bu yana üniversitelerle-AKP iktidarı arasında suni bir tartışma başladı. Özellikle üniversitelerde inanç özgürlüğü kapsamında darlaştırılan ve darlaştırıldığı kadar da kısırlaştırılan bir tartışma YÖK, AKP iktidarı, Cumhurbaşkanı arasında sürüp gidiyor. Temelini üniversitelerde kimin söz sahibi olacağının belirlenmesi –siz onu ranttan büyük payı kimin alacağının belirlenmesi olarak okuyun- olan bu çıkar çatışması özellikle türban konusunda tıkanmış durumda.

Genelkurmay'ından Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'ından Milli Eğitim Bakanı'na, YÖK'ünden üniversite rektörlerine kadar herkes bir şeyler söylüyor ve konuyu halkın gündemine suni olarak sokuyorlar. Sanki üniversitelerin başka sorunu yokmuş, tüm problemleri halledilmiş gibi yine sahte bir laik-anti-laik tartışması üniversiteler cephesinde türban sorunu üzerinden yaratılmaya çalışılıyor. Böylelikle üniversitelerin gerçek sorunları unutturulmaya çalışılıyor.

Üniversitelerin hali aslında çok saklanamayacak bir gerçektir. Ülkemizde üniversite eğitimi o kadar gerileşmiş ve yozlaşmıştır ki en üst kademesinden en alt kademesine kadar hepsi bu pislikten nasibini almıştır. ODTÜ'de patlak verip gerçek boyutları ortaya yavaş yavaş çıkan son skandal da bunun açık bir kanıtıdır aslında.

Dünyanın en ünlü bilim dergilerinden Nature'da yayımlanan ve Türk akademisyenlerinin imzalarını taşıyan 67 makalenin çalıntı olduğunun ortaya çıkması üzerine patlak veren skandal aslında ülkemiz eğitim sisteminin bir yansımasından başka bir şey değildir. Başta ODTÜ olmak üzere, Diyarbakır Dicle, ‹çel Mersin ve Çanakkale 18 Mart Üniversiteleri'nin adının karıştığı intihal skandalı, yeni rastladığımız bir durum olmamakla birlikte bu kadar yaygın olması YÖK ve onun yönetimindeki üniversiteler sisteminin yozlaşmada geldiği son noktayı gözler önüne sermektedir.

Bu yaşananlar ve ortaya çıkan gerçekler ülkemiz üniversiteleri için münferit olaylar değil sistemin gerçek özüdür. Hafızalarımızı zorlayacak olursak bundan 3 sene önce de üniversitelerimizin başında bulunan birçok rektör ve dekanın profesörlük tezlerinin intihal(çalıntı) olduğu ortaya çıkmıştı. Bu rektör ve dekanların tüm ünvanlarının geri alınıp, üniversitelerden atılmaları gerekirken, hala üniversitelerin başında yöneticilik görevlerini sürdürmekteler. Kısacası böyle idarecilerin yönettiği üniversitelerde intihal doğal bir sonuçtur.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından gerici ve faşist kadroların üniversite idaresinde hakim olmasıyla birlikte hızla yaşanan bir sürecin sonuçlarını yaşıyoruz aslında. YÖK idaresindeki üniversiteler; bilim adamları değil, gençliğin dinamizmini öldürecek psikolojik savaş uzmanları ve kasalarını doldurmaya bakan rantiyeler tarafından yönetilmektedir.

Öğrencilerin manevi gelişimi açısından da geliştirici değil aksine yozlaştırıcı, bencilleştirici bir etkisi vardır YÖK üniversitelerinin. Yöneticileri bilim hırsızlığı yapan, kendi ceplerini doldurmayı düşünen üniversitelerin öğrencileri de pek farklı olamayacaktır. Mesela yapılan bir araştırmaya göre 12 Eylül öncesi üniversite gençlerinin ideallerini halk ve vatan sevgisi, bağımsızlık, demokrasi süslerken YÖK üniversitelerinin mağduru olan gençlerin ideallerini sadece daha fazla para kazanmak süslüyor.

Düşünün, size bilimsel bilgi öğretmesini beklediğiniz ya da bilim etiği konusunda size örnek olması gereken koskoca prof.lar, dekanlar, rektörler o ünvanları alabilmek için yapmadıklarını bırakmamışlar. Suçları ortaya çıkmasına rağmen de hala görevlerindeler. Koltuklarında rahatça oturuyorlar. Bizim asıl tartışmamız gereken noktalar bunlardır. Yoksa haftalardır yaygara koparıldığı gibi türban sorunu değildir. Zaten dikkat edecek olursak yaygara koparanlar da tartışmayı öne çıkaranlar da bu pisliğin içindedirler.

Sorun sadece bilim hırsızlığı da değildir. Birçok üniversitede patlak veren yolsuzluklar, rektör, dekan ve idarecilerin hızla artan mal varlıkları, daha sayamayacağımız binlerce türlü pislik dönmektedir YÖK üniversitelerinde. ‹haleler üniversite yönetimine yakın şirketlere verilir, tonla paranın nasıl ve nereye gittiğini ise kimse bilmez!

Bizim, yani üniversite gençliğinin asıl sorunu türban sorunu değildir. YÖK'ün yokedilip Demokratik Halk Üniversiteleri'nin yaratılması sorunudur. Üniversitelerimizin ve gençlerimizin eğitiminin AKP ve YÖK zihniyetinin yönetiminden kurtarılması sorunudur. Türban takan genç kızlarımız için de böyledir bu. Ancak Demokratik Halk Üniversiteleri'nde herkes inancının gereklerini rahatça yaşayabileceği bir ortama kavuşabilir çünkü. Peki, bu tartışmaların nedeni nedir?

Aralarındaki rant kavgasını böyle maskelemeye çalışıyorlar. AKP iktidarının da isteği bu dönen pislikleri temizlemek, üniversiteleri demokratikleşmek, inanç özgürlüğünü sağlamak, bilimsel ahlakı sağlamlaştırmak değil rantı kendine yakın holdinglerin cebine akıtmaktır.

Ne AKP'nin yönettiği ülkemizde, ne de YÖK ve onun zihniyetinin uygulayıcısı rektörlerin yönettiği üniversitelerimizde demokrasinin zerresi yoktur. Üniversiteler yıllardır bilim adamı yetiştiremiyor. Dünya sıralamasında ilk 500'e girebilen tek bir üniversitemiz bile yoktur. Tüm bunlar yetmezmiş gibi üniversitelerin bilimsel ahlak açısından dünyada saygınlığı da yoktur. Bu sonucu yaratanlar önce bunun hesabını vermek zorundadırlar.

Bu ülkenin üniversiteleri kışlaya çevrilmiş durumdadır, demokrasinin 'd'si bile yoktur.

Bu ülkenin üniversitelerinde gençlerimize anti-bilimsel, gerici-şoven eğitim verilmektedir.

Bu ülkenin üniversiteleri bilim hırsızlığıyla, intihallerle, yöneticilerinin yolsuzluklarıyla anılmaktadır.

Tüm bu saydıklarımız bugün aksi iddia edilemeyecek kadar çıplak gerçeklerdir. ‹ktidardakiler yani Genelkurmay'ıyla, YÖK'üyle, AKP iktidarıyla, Cumhurbaşkanı'yla tüm sömürücülerin bizi sahte tartışmalarla daha fazla kandırmasına izin vermemeliyiz.

Ülkemiz üniversiteleri için tek gerçek çözüm, onları emperyalist ve işbirlikçilerinin kar ve sömürü kapısı olmaktan kurtarmak ve Demokratik Halk Üniversiteleri için mücadele etmektir. Gerçek demokrasi ve gerçekten bilimsel bir eğitim anlayışı bu tip üniversitelerde verilir. Bizlerin hak ettiği üniversiteler de bu tip üniversitelerdir. Geleceğimizi kimse bize altın tepside sunmayacaktır. Bunu hiç unutmayalım. Kendi geleceğimizi kurmak, kendi üniversitelerimizde eğitim almak ancak onun için mücadele edersek elde edebileceğimiz bir kazanımdır. Aksi halde Ne AKP iktidarı ne de onun anayasası bizim için hiçbir kazanım getirmeyecektir.

Gençlik Federasyonu